Biliyor musun, hiç oyuncağım olmadı benim...

Çocukların, daha bebeklikten oyuncağa boğulduğu bugünü düşündüğümüzde, tuhaf tabii benim eksikliğim... Ne Barbie bebeklerim oldu benim ne bez bebeklerim... Ne legolarım oldu, ne yap-bozlarım... Ne atari oynadım ne de bilgisayarlardaki yüzlerce oyundan bir başkasını... Bir köy çocuğuyum ben... Dünyanın en şanslı çocuklarından biri...

Toprağa bulanarak, çamurdan oyuncaklar yaparak geçti benim çocukluğum... Oyuncağımın değerini, hayal gücüm belirlerdi; elbette ki, paha biçilemezdi... Ben hiç, "baba bana bu oyuncağı al" diye ağlamadım biliyor musun, hiç bir arkadaşımın oyuncağını kıskanmadım... Çamurdandı ne de olsa oyuncaklarımız; beğenmedik mi bozar yeniden yapardık...

Öyle çoktu ki oyun arkadaşlarım ve öyle çeşitliydi ki oyunlarımız!... Saklambaç, birdirbir, köşe kapmaca, uzun eşek, yakalamaç, körebe, sobe, seksek, ip yarışı, yakar top, ip atlamaca, istop, aç kapıyı bezirgan başı, evcilik... Odağında hep insanın olduğu, paylaşımın olduğu oyunlardı bunlar...

Ben hiç yalnız kalmadım biliyor musun... Oyun parklarımız yoktu bizim ama bir oyun bahçesiydi sanki köyümüz... Küçücük boylarımızla, gecenin bir yarısına kadar oynardık köy meydanında. Biz, korku nedir bilmezdik, apaydınlıktı yüreklerimiz... Kutulara hapsedilmemişti henüz hayatlarımız...

Hiç masal kitabım da olmadı benim... Kitaplarla dostluğum çok sonraları başladı... Ama masallar anlatan ve beni o anlatılarda diyar diyar gezdiren büyüklerim oldu... Biliyor musun, ben hiç kötü sonla biten masal dinlemedim veya kötünün kazandığı... İyilik, her zaman kötülüğü yenerdi... Bu, şüphesiz hep böyleydi... 

Hem zaten kapıların kilitlenmesi gerektiğini, dünyada kötü insanlar olduğunu ve bize zarar verebileceklerini, sürekli gözümüzü açık tutmak, kendimizi korumak zorunda olduğumuzu, çok sonra öğrendim...

Kötülüğün galip geldiği veya öyleymiş gibi göründüğü gerçek hikayeler dinledim sonra, okudum, gördüm... Sonu kötü biten ve beni her seferinde mutsuz eden filmler de izledim... Adına "gerçek hayat" dediler; reddettim...

Belki de kirletilmemiş çocukluğumuzun tatlı bir hediyesidir bana, "iyimserlik". Tüm kötü hikayelere rağmen, koşulsuz iyiliğe ve sevgiye duyduğum inanç...

Biliyor musun, bu inanç çoğu zaman canımı yaktı... Ama, en başa dönsem, canımı yakan her olayı en baştan yeniden yaşama şansım olsa, aynı yolları yürüyeceğimi biliyor olmanın huzurlu duygusudur yüreğime bu gülümseyişi yerleştiren...

Ne zaman, büyük şehrin hastalıklı korkularını salsalar üzerime, hızla koşup köyümün güvenli kollarına saklanırım... Çocukluğumun masumiyetine sığınır, yaralarımı sarar, ruhuma sızmaya kalkışan kötülüklerden sıyrılır, özü hatırlar ve her seferinde yeniden doğarım...

Ve düşündükçe bugünün çocuklarını, şükranla anarım kendi çocukluğumu... Ne şanslıymışım meğer, ne zenginmişim... Ne güzelmiş meğer Barbie bebeklere değil, gerçek arkadaşlara sahip olmak... Ne güzelmiş, sanal değil, gerçek bir hayat yaşamak...


Yorumlar

  1. BİR İNSAN ÇOCUKLUĞUNU BU KADAR MI GÜZEL ANLATABİLİR,BU ŞARTLARLA BİLE ÇOCUKLUĞUNU BU KADAR MI SEVEBİLİR.İŞTE SEN BUNA EN GÜZEL ÖRNEKMİŞSİN SİLVACIM,ŞİİR GİBİ GELDİ YAZI,HÜZÜNLÜ VE SEVİNÇLİ BİR ŞİİR:)

    YanıtlaSil
  2. Baykus gözüyle'ye bende katiliyorum, benimde kulagima siir gibi geldi ve kendi cocuklugumu hatirlatdin :).
    Benimde oyuncaklarim olmadi ve iyikide olmamis cunku arkadaslik , paylasim ne oldugunu ögrendim ,korkusuzca disarda gec saatlere kadar oynardik am simdi ise cocuklar bilgisayarin onunden kalkmiyor ve guzel havanin keyfini cikarmiyor cok uzucu :(.

    YanıtlaSil
  3. Kısa bir süre önce Salt Galata binasının sanat adına,sergi adına,atelyeler adına açılmış olduğunu öğrendim. Ve gidilecek yerler listesinde ilk sıralara koydum. Sonra, bu güzel taş binanın eski örneğine göre, yani eski özelliklerini yitirmeden onarılmasına sevindikten sonra "salt" sözcüğünü bilmek istedim.

    Birkaç anlamı var;
    1-İçinde yabancı bir öge bulunmayan
    2-Kendisine, içine yabancı bir şey karışmamış, Arı.
    Bu çalışmayı okuyunca beynimdeki hücreler "salt" diye sesleniyordu; arı, bir çalışma...

    YanıtlaSil
  4. Belki de kendi yaptığın oyuncakların vardı. Kundaklanmış bir minderden bebeğin, gazete kağıdından uçurtman olmuştur. Ama eminim mutlu olabilme kapasiteni bunlara borçlusundur. Sevgiler...

    YanıtlaSil
  5. Natali, çok teşekkür ederim:) Nasıl bakarsak, öyle görürüz hayatı...

    YanıtlaSil
  6. Ayşecim,
    Zamane çocukları çok daha fazla imkana sahip olsalar da, öyle yalnızlar ki aslında... Onları izledikçe, üzülüyorum...

    YanıtlaSil
  7. Güven:
    :) Ne güzel bir yorum bu... Teşekkür ederim...

    YanıtlaSil
  8. hüznün tadı:
    Çok güzel ve çok özel oyuncaklarımız oldu bizim... Ve evet, çok haklısınız; mutlu olma kapasitemi çocukluğumun sağlıklı olmasına borçluyum:)

    Bu arada, "hüznün tadı" çok hoş bir çağrışım yapıyor bende... Hüznün sahiden kendine has, çok özel bir tadı vardır... Ne güzel bir seçim yapmışsınız:)

    YanıtlaSil
  9. Güzel ve değişik bir çocukluk dönemi :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gerçeğe Çağrı! İyi bir aksiyon filmi...

Harika bir aksiyon filmi...

Çünkü sana değdiğinden beri ellerim, bütün kış dallarımda tomurcuklar var...