Kayıtlar

2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Mutlu bir yıl olsun...

Belki bu yıl çok şeye kızdın... Delirdin... Kırdın...
Belki kendinden ödün verdin... Savaştın... Tek kaldın...
Belki aşık oldun... Belki sevildin... Belki terk edildin...
Belki çok para kaybettin... Belki işinden oldun...
Belki, "ne yapıyorum ben ya?" cümlesini ard arda kurdun...

Her ne hata yaptıysan, yaptın...
BİTTİ...

Dilerim ki bu yeni yılda;
Gülmekten yanakların ağrısın...
Paranı koyacak cüzdan bulama...
Bankalar "yatırım" hesabın için telefonlarda kalsın...
Sağlık bedeninden ve ruhundan aksın...
Aşk kalbini doldursun...
Başarıların dillerde dolaşsın...
Yastığa koyduğun kafanda, "huzur"a daha fazla yer kalsın...

Mutlu yıllar...:)

(İnternette gezinen bir yeni yıl yazısı... Sevdim.. Aldım... Ama birkaç küçük değişiklik de yaptım... Coşkunuz bol, kahkalarınız içten, sarılmalarınız yürekten olsun...)

duymalı insan kendini…

Ruhun tüm bahçelerini, sanki bir teftişe çıkar gibi, ani baskınlarla denetlemek gerekir zaman zaman… Farkına varmadan hangi otlar bitmiş toprağında, hangi sarmaşıklar üstünlük sağlamış, hangi bitkiler sıkıştırılmış, hangi fideler köklenip koca ağaca dönmüş, görmek gerek…

Hızla yaşarken insan neleri gözden kaçırıyor, neleri kaybediyor, fark etmek zor… Gün gelip de ona ihtiyaç duyduğunda anlıyor ancak, yüz vermediği, soldurduğu çiçeğin çoktan bahçesinden kopup gittiğini…

Ara ara inmeli insan ruhunun bahçelerinde bir gezintiye… Farklı tüm renkleri, tüm kokuları bir bir görmeli, duymalı, fark etmeli… Büyük demeden, küçük demeden, önemli önemsiz, etkili etkisiz diye ayırmadan, her birini tek tek incelemeli…

Sormalı insan yüreğine, neler biriktirdim diye…
Neleri büyüttüm, neleri soldurdum diye…
Öfkeyi mi yüceltmişim, sevgiyi mi; hoşgörüyü mü beslemişim yoksa nefreti mi?

Ara sıra, arındırıp her sesten kendini, sadece yüreğine kulak verebilmeli, sadece onu dinleyebilmeli…
Uzaklaştıkça insan k…

Öyle yorgunum ki…

Kıvrılıp bir köşeye, günlerce, haftalarca hatta aylarca, hiç uyanmasam… Tek bir düş görmeden, tek bir söz duymadan, öylece uyusam… Uyandığımda, boğazımdaki yumru çözülmüş olsa… Kirpiklerimde asılı bekleyen yaşlar kurumuş, gözlerimdeki perde kalkmış olsa… Sana dair ne bir hatıram kalsa ne sevdadan bir iz… Öylece silinip gitmiş olsa her şey…

Öyle yorgunum ki… Öyle çok… Seni düşünmekten bitkin…
Az önce, yeni yeşermeye başlayan bir hayali kovaladım öfkeyle, öyle acımasızlar ki ve öyle büyüleyici… Küçücük bir dalgınlığımdan faydalanıp hemen istila ediyorlar kalbimi… Tüm duvarlarım bir bir yıkılıyor… Üşenmiyorum, vazgeçmiyorum; tek tek örüyorum yeniden, kapılarımı sıkıca kilitliyorum…

Öyle yorgunum ki…
Şimdi, seni unutmak için ettiğim bu güçlü duaları, bir zaman yüreğime düşmesini istediğim aşk için ederdim… “Tanrım, birini öyle çok, öyle çok seveyim ki, sevdayla kocaman olsun yüreğim, dünyalara sığmasın”… Değil mi ki, sevmek için yaratılmıştı insan… Yüreğimde bir an önce yeşermeli sevda, k…

Özlüyorum çok…

Koca kalabalıklarda her gün yeni bir parçamız veda ediyor bize, her gün biraz daha eksiliyoruz… Gürültüler arasında duyulmaz oluyor yüreğimizin cılız sesi… Hep geç kalınmış işlere koşarken unutuyoruz kendimizi geride… Ardımızdan hüzünle bakışını içimizdeki çocuğun; görmüyoruz… Görür gibi olduğumuzda ise yetişmesi gereken işler oluyor hep; kendimize göstereceğimiz merhametin celladı…

Her birimiz, bir sürü dosta sahibiz… Sahi, dostluk da ne çok dile düştü... Gözbebeklerinde olmasa da dudaklarda yer bulan koca kahkahalar, hayatı hafife alan konuşmalar, alaylı gülüşler… Ne çok ses var, ne çok renk, ne çok ışık, ne çok hayat, ne çok aldatmaca… Hayatımız ne çok “çoklukla” çevrilmiş, ne çok zenginiz ve ne çok yoksul…

Bu kadar çok konuşurken nasıl bu kadar az olabiliyor özümüze dair sözler… Her gün bir giysi daha giyiniyor, bir duvar daha örüyor, bir kapıya daha kilit takıyoruz… Her gün bir adım daha uzaklaşıyoruz, yakınlaştık sanırken… Her gün biraz daha az samimi, biraz daha az dürüst… Çevr…

Çok iyi yönetilen bir KSS projesi: Çocuklar Gülsün Diye

Gülben Ergen’in önderliğinde başlatılan Çocuklar Gülsün Diye adlı sosyal sorumluluk projesi, başarılı iletişimiyle dikkatleri üzerine çekiyor. Bireysel bir hareket ile başlayan proje, pek çok kurumun büyük yatırımlarını bile gölgede bırakıyor. Projenin bu kadar yüksek ilgi görmesinde ünlü sanatçının rolü elbette çok yüksek. Ancak, proje sadece magazinel boyutuyla değil, iletişim stratejisi ile de ilgi çekici.

Gülben Ergen, son zamanların marka imajını en iyi yürüten isimlerinden biri bence. Ünlü sanatçı, Türkiye’deki pek çok sanatçının aksine, iletişim çalışmaları için profesyonel destek alıyor. Attığı her adım, söylediği her söz önceden planlanıyor. Sanatını beğenin ya da beğenmeyin ama Gülben Ergen imajını, tıpkı bir markanın imajını yönetir gibi, titizlikle yönetiyor.

“Çocuklar Gülsün Diye” her şeyi değiştirdi…
Üzerinden çok uzun zaman geçmedi aslında, kaset skandalı ile büyük bir kriz yönetmek zorunda kaldı sevilen sanatçı. Bu beklenmedik olay, kendisi için o güne kadar yürüttüğü m…

Bazı insanlar sadece sevmeyi bilir...

Evet, yaşadım, gördüm, öğrendim.
Sevgi ve aşk sadece tek kişi tarafından yaşanabiliniyor.
Aşkın karşılığı yok.
Bazı insanlar sadece sevmeyi bilir, karşısındaki sever mi sevmez mi hiç düşünmeden sever.
Hep bekler sevecek diye ve sonunda görür ki sizi kırmamak adına hatır için kendini zorlayarak karşılık verme çabasındadır.
Oysa ki herkes duygularında özgürdür ve kimse kimseyi zorla sevemez.
Kırgınlık olmaz aşkta.
Seviyorsan, gerçekten aşkını yüreğinde hissediyorsan, bırakacaksın sevgiliyi özgürce kanat çırpsın ve nerede, kiminle mutluysa, tadına vararak yaşasın...
Onun mutluluğunu uzaktan seyrederek yaralarını sarmayı da öğrenmek gerekir...

Aşkın Gözyaşları
Tebrizli Şems
(Sinan Yağmur)

Evren eski bir dostla buluşturduğunda…

Başka bir dünyadan, hayatıma usulca girdiğin o günden beri, yolculuğum çok daha keyifli… Daha kolay değil. Hayır, hiç kolay değil ama daha keyifli…

Sen ile ben arasında, adı konmamış, biçimi belirlenmemiş bir şey var… Ayrı gibi dursa da dünyalarımız, ruhlarımız kardeş… Sen gözlerimdeki yıldızlara büyülendin, ben hayatı sorgulatan sözlerine…

Hayatın sıradan akışında, bir sürü gelenek ve kurallar silsilesi altında ezilip büzülürken ben, tutup elimden başka bir hayata çekiverdin… Soluklandım, duruldum, huzur buldum…

Sen benim acıma dokundun; ben söylemeden daha bildin, çünkü acıyan yerin aynıydı… Merhemi sürerken yarama, sen de iyileşiyordun; gözlerine yıldızlar doluşuyor…

Derin bir yalnızlıkla acı çeken ruhlar, birbirini er ya da geç bulurmuş. Ve buluşma gerçekleştiğinde, bir daha asla bırakmazlarmış yüreklerinin ellerini… Tutunduk biz de kanatlarımıza sımsıkı; ayrı semalarda uçsak da, ayrı düşmedik hiç…

Senin dünyan başkaydı sanki ama eski bir dost gibi tanıdıktı kokusu… Başka kurallar…

Sosyal duyarlılık marka değerini yükseltiyor

Özel şirketlerin, kurumsal sosyal sorumluluk projelerine ve bu projelerin iletişim faaliyetlerine yaptıkları yatırımlar artarak devam ediyor. Çevre, eğitim, sağlık, kültür-sanat faaliyetleri, spor, vb. pek çok toplumsal konuya verilen destekler ile daha iyi koşullara sahip bir ülke olma yolunda ilerliyoruz. Elbette bu kurumlar da, hedef kitlelerinin kalbinde farklılaşıyor, daha saygın ve daha değerli hale geliyor. Yani “sosyal duyarlılık” hem kuruma önemli katkılar sağlıyor hem de toplumsal hayata…

Şöhret dünyası da “sosyal sorumluluk” kavramı ile tanışıyor…
Muhakkak ki, siz de fark etmişsinizdir. Son birkaç yıldır, kurumların yanı sıra, sanat ve eğlence dünyasının önemli isimleri de, toplumsal sorunlara gösterdikleri ilgi ile öne çıkıyorlar. Yurtdışında popüler isimlerin sosyal sorumluluk projeleri içerisinde aktif rol aldıklarını zaten biliyorduk ama ülkemizdeki bu gelişme, henüz yeni…

“Sosyal sorumluluk” bilincinin artmasındaki önemli nedenlerden biri, bilinirliğini ve saygınlığını …

Çünkü sana değdiğinden beri ellerim, bütün kış dallarımda tomurcuklar var...

Sen bana müjde misin umut musun sevgili?
Kim demiş geçti mevsim ufukta göründü kar.
Bu kaçıncı bahar sakın sorma sevgilim?
Benim yorgun gönlümde aşkının telaşı var...

Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum?
Yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar?
Ayrıca bunun seninle ne ilgisi var?
Tabiki ben böyle oldugum için bahar...
Çünkü sana değdiğinden beri ellerim
Bütün kış dallarında tomurcuklar var...

Sen bana vaat misin lütuf musun sevgili?
Kim ne derse desin al beni sinene sar.
Yaşanmış baharları unut gitsin sevgili,
Benim gönül ülkemde bir tek senin aşkın var..

Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum?
Yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar?
Ayrıca bunun seninle ne ilgisi var?
Tabiki ben böyle oldugum için bahar...
Çünkü sana değdiğinden beri ellerim,
Bütün kış dallarında tomurcuklar var...

http://www.dailymotion.com/video/xbk4vj_candan-ercetin-bahar_music

Candan Erçetin - Bahar

Büyük soru...

Sen uzattığın elini tutmayan ele mi dargınsın,
tutmayacak bir ele uzattığın için kendine mi kızgınsın?

(Hz. Mevlana)

Her Tercih Bir Vazgeçiştir

Her tercih başka bir şeyden bir vazgeçişmiş...

Enstruman seçmek için bir karar almam gerekiyordu. Ya keman çalacaktım ya piyano; ya flüt çalacaktım ya da akordeon... Olmadı, hepsini istedim, hiçbirinden vazgeçemedim.

Yıllar geçtikten sonra her enstrumanı iyiçalabiliyorum; ama hiçbirinde virtüöz değilim. Bir enstrümanla isim yapamadım. Ne kemanla tanınan bir eserim var, ne de piyanoyla... Bütün enstrumanları iyi çalıyorum, ama kimse tanımıyor beni.

Başarılı olmak için herşey değil, bir şey lazımmış. Başarı bir verişmiş; bir şeyi alabilmek için birşeyi vermek, diğerlerinden vazgeçmek gerekiyormuş. Keşke kemanı seçseydim ve diğerlerinden vazgeçseydim.

Karıma da hayatı zindan ettim, sevgililerime de... Hiçbirinden vazgeçmedim. Yani... Evlilik sadece birisi için karar almak ya, diğerlerinden vazgeçmek... İşte evlenirken ben bunu anlamadan evlenmişim. Evlendikten sonra başka kadınların da olduğu bir hayatı yaşamaya devam ettim. İçlerinden bazılarını daha çok sevdim ama ne onlardan birinde, …

İnsan ne zaman özgür olur?

İz bırakanda, iz bırakma kaygısı sona erdiğinde özgürlüğüne kavuşur insan...

Silva

Yardım

Yardım et, diyorsun...
Susuyorum...
Kızıyorsun...

Nasıl anlatsam, bu yolculuğa herkesin tek başına çıkmak zorunda olduğunu... Karanlık görünüyor yol, biliyorum ama o yolu aydınlatacak ışığın da sadece senin yüreğinde olduğunu... Gözlerini kapattığın sürece, ışığı göremeyeceğini yani asıl sorunun karanlık olmadığını nasıl anlatmalı...

Uğultu kesilmeden, sessizlik gelmez... Sesler kesilmeden, yolculuk başlamaz... Yanına arkadaş aramaktan vazgeç... Aradığını, ancak kendi rehberliğinle bulabilirsin...

Sahi, kendinden neden bu kadar çok korkuyorsun?...

Silva

Neden hayatında biri yok diye soranlara...

Neden hayatında biri yok diye soranlara:
Hani bazen durakta belli bir otobüsü beklersiniz ya on dakika, onbeş dakika, yirmi dakika beklersiniz gelmez.
Bu arada başka alternatiflerde geçer ama binmezsiniz. Ne de olsa "beklemişsinizdir o kadar" boşa gitsin istemezsiniz.
Sormayın artık bana.!
Herhangi biriyle değil, beklediğime “değecek” olanla devam etmeliyim bu yola!.. Durakta yaşlanmak olsa da işin ucunda...
Can Yücel

Kurumsal siteler neden ölü?

Kurumların kendilerini ifade etme ve hedef kitleleriyle güçlü ilişkiler kurabilmelerinin en önemli arenalarından biri olan kurumsal web siteleri, dijital medyanın çok önem kazandığı günümüzde bile hala yeterince doğru ve etkin kullanılamıyor.

Bir yandan hem dünyada hem ülkemizde, gözler günümüzün popüler mecrası sosyal medyaya kilitlenmiş ve pazarlama dünyasının en önemli gündem maddesi bu konu olmuşken, diğer yandan pek çok kurumun web sayfasını bile yeterince aktif kullanamıyor olması, online PR çalışmalarında nerede olduğumuzun da küçük bir işareti.

Kurumsal sitelerin tasarım ve içerik konusunu başka bir tartışma konusu olarak bir yana bırakıyorum ancak bazı temel bilgiler ve güncellemeler var ki, hem kurumun imajını etkiliyor hem de medyanın işini güçleştiriyor.

Basın mensubu, güncel basın bültenlerine ve görsel materyallere kolayca ulaşabilir olmalı…
Medya mensupları zaman baskısı ve her zaman acil olan bilgi ihtiyaçları nedeniyle, en doğru bilgiye en hızlı biçimde ulaşacakları …

Ünlü kullanımında etki gücünü azaltan hatalar!

Son dönemlerde markalar, reytingi yüksek ünlülerin kapısında yatıyor. Özellikle de, en çok izlenen dizi oyuncuları, paylaşılamıyor. Ama bu isimler, reklamda ünlü kullanımında başarının temel kurallarını da alt-üst ediyor!

Aslında, markaların reklamda ünlü kullanımına başvurması değil sorun; elbette her firma, hedef kitlesine ulaşmanın en etkili yolunu aramalı ve eğer nitelikleri uygunsa, halkın beğenisini veya güvenini kazanmış ünlülerden, marka elçisi olarak yararlanmalı. Ancak, günümüzde mesele, marka için en doğru ünlüyü seçmek değil de, reklamda ünlü yarıştırmak sanki…

Sonuç; hızla tüketilen yüzler, marka-ünlü arasında doğru düzgün kurulamayan ilişkilendirmeler ve dolayısıyla çok para harcansa ve kısa sürede satışa katkısı sağlansa bile, hızlıca unutulup giden kampanyalar…

ETİNDEN DE SÜTÜNDEN DE…
Oysa ünlü desteği, sadece reklamla sınırlandırılacağına, pazarlama iletişiminin bütününde kullanılmasının yolları aransa hatta PR desteği ile marka-ünlü ilişkilendirmesi kuvvetlendirilse …

Bildiklerini anlat, ama aklı vermeye kalkma...

Bildiklerini anlat, ama aklı vermeye kalkma.
Anlatılanları iyi dinle, ama hepsini doğru sanma.
Sessiz kalmak, bir şey bilmediğin anlamına gelmez, çok konuşmak da çok şey bildiğini göstermez.
Herkesi kendine eşit gör, her kim olursa olsun bir insanı küçümsemek akılsızlık, çok büyük görmek de korkaklıktır.
Cesaret akıldan gelirse cesaret, bilgisizlikten gelirse cehalettir…

Mevlana Celaleddin Rumi

"Karne Günü"nüz kutlu olsun!

Günden güne daha çok dillendirilen ve daha popüler hale getirilen “karne hediyesi”, yakın bir tarihte “özel ve anlamlı günler” arasında yerini alırsa, şaşırmayın. Her ne kadar uzmanlar, “çocuğu karne hediyesine alıştırmayın; eğitimin zorunluluğunu ve önemini anlatın” dese de, işin kolayını tercih eden ebeveynler, çocuklarının başarısını rüşvet ile artırmaya çalışıyor.

Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü nasıl ki artık sadece sevgiyi dile getirme günleri değilse, “karne günü” de çocuğun başarısının sonucunu görme günü değil; hediye günü!

Markalar için yeni bir fırsat!
Bu özel günler, ekonomiyi canlandıran günler aynı zamanda. Anneler Günü yoğunlukla kuyumculuk sektörünün, Babalar Günü hazırgiyim, Sevgililer Günü çeşitli sektörler, Karne Günü ise teknoloji ürünleri sektörünün fırsat günleri…

Bu dönemler, markaların reklam yatırımları ve medyanın haber desteğiyle, “hediye olmazsa, olmaz” günlere dönüştürülür. “Karne Günü”, henüz özel günler arasında yerini tam olarak alamamış olsa…

Bülten gönderiminde kritik noktalar!

Yıllardır medya ve iletişim sektörlerinin tam ortasında olduğum için, hem haberini medyada yayınlatmaya çalışan PR’cıları hem de yayına karar veren medya mensuplarını yakından gözlemleme fırsatı buluyorum. İşte bu süreçte, dikkatimi çeken bazı noktalar…

Basın mensubu günde yüzlerce basın bülteni ile karşı karşıya kalır. Gün boyunca mailbox’ındaki basın bültenlerini bitiremediği gibi, yeni eklenen basın bültenleriyle süreç daha da zorlu hale gelir. Ama mesele, medya çalışanına çok fazla basın bülteni gidiyor olması değil elbette, zira bülten onun için de bir kaynak ve haberdar olmayı elbette kendisi de ister. Ama…

Yayın içeriğine veya basın mensubunun ilgi alanına hiç girmeyen konularla ilgili basın bültenleri, bülteni alana ne hissettirir?
Her yayın ve her basın mensubu, tanınmak ve önemsenmek ister. Peki, kendisini hiç ilgilendirmeyen bir konuyla ilgili basın bülteni aldıysa, ne mi düşünür? “Bu bülteni gönderen kişi, ajans veya firma, beni tanımıyor, benimle ilgilenmiyor ve zamanımı çal…

Global markalar ve reklam stratejileri

"Dünya küçük bir köydür" söylemi, uzakları yakın hale getiren teknoloji ve artan iletişim kanallarının da desteğiyle, her geçen gün kendini biraz daha gerçekliyor. Otomotiv, iletişim, kozmetik, perakendecilik, vb. pek çok sektörde markalar ülkelerine sığmıyor, kimi global markalar çeşitli ülkelerde pazar liderliğine oynuyor. Reklam yatırımları ve PR çalışmaları, faaliyet gösterdikleri her ülkede, tüketici ile güçlü bağlar kurmalarına imkan sağlıyor. Marka için oluşturulan yaratıcı fikir ve bunun etrafında yürütülen iletişim çalışmaları, sinerji yaratılarak pek çok ülkede aynı anda kullanılıyor. Rekabetçi, eğlenceli, iddialı reklamlar, ekran başındaki izleyicilere de keyifli anlar yaşatıyor.

Ancak, dünyanın küçük bir köye dönüşüyor olması, temelde doğru olsa da, aidiyet duygusu yüksek insanoğlu bu sefer de kendini farklı bir köye ait hissederek, farklılaşıyor. Her durumda farklı kültürler, farklı inançlar, farklı gelenek ve görenekler; şehirlerin, ülkelerin, kıtaların veya mi…

Medya yansımalarınızı doğru mu yorumluyorsunuz?

Halkla ilişkiler faaliyetleri, firmaların çalışanından tüketicisine, hissedarlarından tedarikçilerine, tüm paydaşların algılarını yönetmede etkin bir rol oynuyor. PR faaliyetlerinin en önemli kanadı ise, tartışmasız, medya iletişimi…

İyi çalışmalar yapan ve bu çalışmaları medya aracılığıyla hedef kitlelerine etkili yansımalarla sağlayan markalar, pazarlamada da büyük avantajlar elde ediyorlar. Bu nedenle, medya ilişkileri markaların ve iletişim uzmanlarının en önemli rekabet alanı…

Etkisi günden güne artan ve markalar için yaşamsal değer taşıyan medya iletişimi, PR’cıların başarısının en önemli göstergelerinden biri. Peki, markanın medya yansımaları ne kadar doğru analiz ediliyor? Firmalar veya PR ajansları, medyada nasıl izler bıraktıklarını ve hedef kitlelerini nasıl etkilediklerini ne kadar doğru değerlendirebiliyorlar?

Çok haber olmak, başarı göstergesi midir?
Hazırladıkları basın bültenleri, özel haber çalışmaları ve röportajlar ile rakiplerinden nasıl farklılaştıklarını, hedef ki…