Kayıtlar

Şubat, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bahara özenen tatlı bir gün...

Resim
Bugün, ne güzel bir gündü, fark ettiniz değil mi? Güneş pırıl pırıl, gün apaydın... Biz de, taktık mutluluğu kolumuza, tuttuk Büyükada'nın yolunu...

Vapur yolculuğunu özlemişim; tatlı tatlı sohbetler ederek, çeşit çeşit insanları izleyerek, bazen denize dalıp uzaklara giderek bazen martılara fısıldayarak vardık adaya... Şehrin gürültüsünden, kirli havasından, stresinden uzak, ne güzel bir gün oldu... Hava dostluk etti bize, güneş ellerini çekmedi hiç üzerimizden. Nasıl desem, sanki bahardan bir gün hediye edildi bize; ne güzel oldu...

Biz de, hor kullanmadık hani yani hediyemizi:) Minnetle kabul ettik, coşkuyla yanıt verdik... Fayton keyfine, bolca yürüyüş, doğayla kucaklaşma ve güzel bir yemek ekledik... Size de güzel fotoğraflar getirdim..:)










Ejderha Dövmeli Kız

Resim
Bugün bir fırsat yaratıp "Ejderha Dövmeli Kız" filmini izlemek üzere Kanyon'a attık kendimizi. Çok da güzel  bir seçim yapmışız. Filme bayıldık:) Kitabını okumamış kişiler olarak, arada bir konuya Fransız kaldıysak da, genel olarak çok başarılı olduğunu söyleyebilirim.

Filmde özellikle bir replik var ki, üzerinde uzun uzun düşünmeye değer; (Tam olarak bu değildi replik biliyorum ama öz olarak böyle bişey) "İnsanlar neden iç güdülerine güvenmezler? Birini gücendirmektense, acı çekme ihtimalini göze alabiliyorlar.". Çok çarpıcı, değil mi?
Daniel Craig ve Rooney Mara'nın başrollerini paylaştığı film, bence son zamanların en iyi filmlerinden biri olmuş.

Bu arada, filmde Coca Cola ve Apple'ın bolca ürün yerleştrme uygulaması var ama senaryoya çok iyi giydirilmiş, hiç rahatsızlık vermedi.

Drive için "aksiyon" mu demiştiniz?

Resim
Hadi bırakalım kendimizi sinemanın büyülü dünyasına deyip, tuttuk bugün sinemanın yolunu. Aksiyon filmi izleme isteği ve heyecanıyla kurulduk koltuklarımıza. Drive (Sürücü) isimli bir film. Hiç yorum okumadım, bir izlenim edinmedim filmi seçmeden önce, evet kabul ediyorum, bu önemli bir hata:)

Filmin ilk yarısını uyuklayarak izledik. Birbirlerinin yüzüne uzun uzun bakan insanlar (arkadaşımın tanımıyla "ineksi bakışlar"), ağır çekimdeymiş gibi mırıl mırıl konuşmalar, ifadesiz yüzler, bir türlü ilerleyemeyen bir hikaye... İkinci yarısında ise bolca kan, cinayet... Bitsin diye saatime bakıp durdum, saate bakınca daha çabuk bitecekmiş gibi çocukça bir saflıkla:) Film henüz sinemalarda iken böyle yorumlar yapıp, kimseyi etkilememem daha doğru olur belki ama tutamadım işte kendimi...

Baykuş Gözüyle beraber beyazın kollarında keyifli bir gün...
Bugünlerde, işlerin yoğunluğu nedeniyle bloga yazmaya ne yazık ki pek fırsat bulamıyorum. Ama neyse ki hayat tatlı izler bırakmaya devam edi…

"Harem" mimi..:)

Resim
Sevgili üç ünsüz içinde iki ünlü, mimlemiş beni, çok teşekkür ederim kendisine. Konu da çok iyi hani yani; kendi haremimizi kuruyormuşuz...

Benim haremim tek kişilik aslında:) Bir onu severim, en çok onu severim, hep onu severim.... O benim kıymetlim, o benim ışığım, o benim ermişim, o benim herşeyim...

Bir de, varlıklarıyla hayatıma renk katanlar var. İzlemekten, dinlemekten keyif aldıklarım. İyi ki varlar, dediklerim. İşte o yakışıklılar:)
Fikret Kuşkan: Her haliyle hoş bir adam. Çok karizmatik. Ses tonu müthiş... Bakışlarıyla anlatıyor sanki içinden geçen her şeyi... Haremimin baş köşesine, o kurulsun isterim:) Mehmet Günsür: Ben onu tesadüfen bir yerli dizide izledim ilk. Dizi pek kayda değer değildi gerçi ama o aşk dolu erkeği izlemek var ya, sahiden müthişti... O gün bugündür, severim ben de kendisini... Gelsin, tatlı tatlı baksın, bolca gülümsesin; gülümsemek ona çok yakışıyor... Mehmet Aslantuğ: Su gibi, duru, sakin, yumuşak, derin, hoş bir adam... Hele bir gülümseyişi var ki, gö…

Geç Kalan Aşk Mektubu...

Resim
Aşk bu denli "pop" hale getirilmiş, bu denli hızlı tüketilen bir duyguya dönüştürülmüşken, ben inatla -artık nadir bulunan- güçlü ve zorlu aşk hikayelerine tutunuyorum. Aşka sahip çıkmalıyız çünkü...

Ama ben üç günde sönen yangınlardan değil, bir ömür yüreğimizi sıcak tutan sevdalardan bahsediyorum.

Hani emek harcanan, eli bırakılmayan, beslenen aşklardan...

Hani sırtını dönmeyen, egoların baskısıyla duvarlar ardına gizlenmeyen aşklardan...

Hani insanı olduğundan daha iyi bir insan haline dönüştüren aşklardan...

İşte bu nedenledir ki, ne zaman okusam bu mektupları yüreğim sızlar, bu yarım kalmışlık acıtır içimi, her seferinde ağlatır...



Geç Kalan Aşk Mektubu / Can Dündar
Hrant " Ey sevgilim " diye seslenmişti kendisine... O, " Ah sevgilim " diye cevap verdi. " Gözlerim yorulanda..." diye vasiyet etmişti Hrant... " Gözleri daha yorulmadan kanat açtırdılar göksel cennete..." dedi Rakel... " Bedelin pahalıydı " diye yazmıştı Hrant…

Beyazın parlaklığında soğuk-sıcak:)

Resim
Özlemle beklediğimiz kar, hakkını verdi doğrusu. Ne güzel oldu, değil mi? İstanbul'u  bembeyaz bir örtü altında izlemek, müthiş coşkulu bir duygu hali...

Hele de, bir yandan kar yağarken bir yandan da güneş varsa, değmeyin keyfime:)




Berlin Kaplanı'nı izledim...:)
Ata Demirer'in son filmini izledim ama daha iyisini beklediğimi itiraf etmeliyim. Genel olarak, keyifli vakit geçirmek için izlenebilecek bir film. Özellikle bir-kaç esprisi gerçekten iyiydi, bastım kahkahayı:)