Kayıtlar

Ocak, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Cinayeti kör bir balıkçı gördü...

Resim
Hrant Dink Davası sonuçlandı.
Son tahlilde "Komedi davası", dalga geçer gibi bir kararla sonuçlandı.
Ne desek boş; durum ortada...

Suç yok.
Örgüt hiç yok.
Cinayet mi, yok yok, o da yok.

Göz göre göre, çığlık çığlığa, açık açık...

Ama ne çare, Atilla İlhan'ın dediği gibi işte "cinayeti kör bir balıkçı gördü"...

Adalet inancım her sarsıldığında düştüğüm bu karanlık kuyuda, umuda dair ne varsa, hepsi terk ediyor beni... Ne acı... Ama olmaz, iyileşmek lazım... Yeniden ayağa kalkmak... İnadına, inanmaya ve güvenmeye devam etmek... Başka türlü, nasıl yaşanır ki...


Harika bir aksiyon filmi...

Resim
Sabah hiç tadım yoktu ya hani... Daha doğrusu acıydı, biraz da ekşi... İşte hal böyle iken, can sıkıntısına iyi bir çözüm olabilir düşüncesiyle sinemanın büyülü atmosferine sığındık. Çok alternatif yoktu; biz de seçimimizi Kaçış (Abduction) adlı filmden yana kullandık ve tuttuk Capacity'nin yolunu:)

Doğrusu, beklentimizin çok üstünde bir film ile karşılaştık. Hem hikaye iyiydi hem de filmin temposu... Görevimiz Tehlike 4'e büyük umutlarla gidip, burun kıvırarak dönmüştüm ya hani, Kaçış'a ise "ne çıkarsa bahtıma" diye gidip "vay be!" diyerek çıktım. Aksiyon severlere şiddetle öneririm:) Bu arada içimden bir ses, bu filmin devamı gelir diyor, bekleyip görelim...

Sonra, Nişantaşı'nda Casita adlı restauranta gittik... Çökertme diye bir yemekleri var; müthişti:) Bir de şarap... Bir de tatlı bir sohbet... Mmmmm... Tadından yenmiyor hayat:)

Sabah başka, akşam başka oldu benim de ruh halim... Hayat gibi işte... Bilinmezler ve sürprizlerle dolu... Madalyonun…

Biraz hüzün var...

Resim
Bu sabah, neden bilmem hüzünlü başladım güne... Hani bazen ortada somut hiç bir şey olmadığı halde yine de kendinizi daha bir yalnız, daha bir anlaşılmamış, daha bir geç kalmış, daha bir eksik hissedersiniz ya, öyle işte...

Hani olur ya, içinizdeki o küçük çocuk bakmaz olur gözlerinize... Uzanıp kaldırırsınız yere eğdiği başını, kaçırdığı gözlerinde derin bir hüzün, tuhaf bir küskünlük görürsünüz... Sorsalar anlatamazsınız nedenini ama ta yüreğinizde sezersiniz hüznün salındığı o salıncağın kurulduğu dalı...

Sessizce oturursunuz siz de o çocuğun yanına, ellerinden tutar mırıldanırsınız yüreğinizi her daim ferahlatma gücü olan o duayı...

"Tanrım,
Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,
Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR,
İkisi arasındaki farkı bilmek için AKIL ver…"

(Milattan 2000 yıl önce Hititler'e ait kalıntılar içerisinde bulunan bir dua; çok severim...)


2011'in dikkat çeken ürün yerleştirme uygulamaları

Resim
Reklamcılık sektörü açısından, yılın en önemli gelişmesine hızlıca bir göz atıp, küçük bir toparlama yaptım. Umarım beğenirsiniz:-)

2010 yılının, reklam dünyasına damgasını vuran gelişmesi şüphesiz, Ürün Yerleştirme uygulamasıyla ilgili yasanın onaylanması oldu. Tatlı bir şaka gibi, tam 1 Nisan'da yürürlüğe girdi. Yasanın çıkması için yıllardır uğraşan reklam sektörü gariptir ama hazırlıksız yakalandı.

Uygulamanın ilk örneği Coca Cola'dan geldi. Neredeyse bütün dizi ve yarışmalarda masalara Coca Cola şişeleri dizildi. Hızlıca hayata geçirilen bu uygulamalarda yaratıcılık harikaları beklenemezdi elbette.

Neyse ki, sektör hızlıca hazırlıklarını tamamladı. Ürün yerleştirme uygulaması yapmak üzere yeni reklam ajansları kuruldu. Büyük reklam ajansları bünyelerinde bu konuya fokuslanmış ekipler kurdu.

Ürün yerleştirme, klasik reklam çalışmalarının aksine, tam bir ekip çalışması. Reklamveren, reklam ajansı, TV kanalı, yapım şirketi, senarist... Hedef kitleye ulaşan doğru yapımın seçi…