Kayıtlar

Kasım, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İnternet gazetelerinin aklı biraz karışık...

Resim
İnternet yayıncılığı zor bir iş ve sektör hala kurallarını oluşturabilmiş değil... Orijinal haber üretiminin hala çok az olduğu internet medyasında maharet, ajansların dağıttığı haberleri en hızlı giren site olmakta galiba... Bu durumda, gündemden haberdar olmak için site site gezmeye hiç gerek yok. Hızlı hareket edebilen bir site, ihtiyacınızı kolaylıkla karşılayabilir.

Orijinal haber üretebilen yani haber yazabilen siteler ise, kopyalanma sorunundan muzdaripler. Çok da haklılar. Çünkü emek harcayarak hazırladıkları o özel haberi, yayına girdikten sadece birkaç dakika sonra, başka sitelerde de görebiliyorsunuz... İnternet muhabirlerinin en önemli başarı kriterlerinden biri de orijinal haberi hemen fark edip, hızlıca copy-paste yapabilmektir herhalde...

Hal böyle olunca, işini hakkıyla yapmak isteyen internet gazeteleri, önemli bir sorunla karşı karşıyalar. Özel haber yaptırmak için kurdukları ekip önemli bir maliyet anlamına geliyor. Ama bu ekibin yaptığı haberler öyle hızlı kopyalan…

Biliyor musun, hiç oyuncağım olmadı benim...

Resim
Çocukların, daha bebeklikten oyuncağa boğulduğu bugünü düşündüğümüzde, tuhaf tabii benim eksikliğim... Ne Barbie bebeklerim oldu benim ne bez bebeklerim... Ne legolarım oldu, ne yap-bozlarım... Ne atari oynadım ne de bilgisayarlardaki yüzlerce oyundan bir başkasını... Bir köy çocuğuyum ben... Dünyanın en şanslı çocuklarından biri...

Toprağa bulanarak, çamurdan oyuncaklar yaparak geçti benim çocukluğum... Oyuncağımın değerini, hayal gücüm belirlerdi; elbette ki, paha biçilemezdi... Ben hiç, "baba bana bu oyuncağı al" diye ağlamadım biliyor musun, hiç bir arkadaşımın oyuncağını kıskanmadım... Çamurdandı ne de olsa oyuncaklarımız; beğenmedik mi bozar yeniden yapardık...
Öyle çoktu ki oyun arkadaşlarım ve öyle çeşitliydi ki oyunlarımız!... Saklambaç, birdirbir, köşe kapmaca, uzun eşek, yakalamaç, körebe, sobe, seksek, ip yarışı, yakar top, ip atlamaca, istop, aç kapıyı bezirgan başı, evcilik... Odağında hep insanın olduğu, paylaşımın olduğu oyunlardı bunlar...
Ben hiç yalnız kal…

Geleceğin şirketlerinin en önemli özellikleri

Ekonomist dergisinin bu haftaki sayısında, "Türk iş dünyasının GELECEK 500'ü" başlıklı güzel bir yazı var. Yazı, Ekonomist ve Capital dergilerinin yayın direktörü M. Rauf Ateş'in "Yeni Nesil Şirket Yaratma Stratejileri - Gelecek 500" isimli kitabıyla ilgili.

Kitap; tamamen online gerçekleşen ve 278 CEO tarafından yanıtlanan bir anketin sonuçları üzerine yazılmış. Dergide de bu verilerin bir kısmına yer verilmiş.

Bilgiler oldukça dikkat çekici ve iş dünyasına önemli fikirler verebilecek nitelikte. Hatta biraz daha ileri götürüyorum; araştırma sonucunda ortaya çıkan tespitlerin önemli bir kısmı hayatımızı yönetirken de işimize yarayabilecek, yol gösterebilecek başlıklar...

Özellikle iki listeyi yakından incelemekte fayda görüyorum;

Geleceğin şirketlerinin en önemli özellikleri
(Sıralama, en önemliden en az önemliye doğru):
İnovasyonÇeviklik / HızGüçlü liderlikGloballeşmeKurumsal yönetimYetenek yönetimiYeni ürün / hizmet sunabilmeGirişimci ruhAdaptasyonEsnek yöne…

Hayal gücünü çalıştıran güzel bir klip...

Resim
Bu klip, Japon şarkıcı Shintaro Sakamot'un 16 Kasım'da yayınladığı ilk albümünün ilk klibi. Videoda, hat sanatı kullanılarak insanların yaratıklara nasıl dönüştürüldüğünü izliyoruz.

Müziği pek sevmedim ama klip izlenmeye değer. Hele bazı karelerde kullanılan hayal gücü, zihin açıcı nitelikte:)



Yeni normlar ve sosyal medya

Resim
TTNet'in Youtube'da bugün paylaştığı "Yeni Normlar - Sosyal Medya" isimli videosunda, sosyal medya kullanımıyla ilgili önemli bilgiler paylaşılmış, bir göz atmaya değer...



Veriler, çok çarpıcı değil mi? Facebook, Twitter, Linkedin, Youtube, Wikipedia gibi mecraların kullanımında ciddi artışlar var. Videoda yer verilmemiş ama Ekşisözlük, Dailymotion gibi paylaşım ağları da çok popüler.

Bir de tabi bloglarımız var..:) Doğrusu, ben blogları sosyal paylaşım ağlarının hepsinin dışında ve üstünde tutuyorum.


Benetton ve tartışmalı "Unhate" kampanyası

Resim
Çarpıcı ve tartışmalı reklam kampanyalarıyla bilinen Benetton markası, bir süredir devam eden sessizliğini, Unhate / Nefret Etme isimli kampanyasıyla sona erdirdi. Kampanya; her türlü nefrete karşı çıkmayı anlatıyor.

Ama bunun için öyle ilanlar çalışılmış ki, şimdi herkes bu fotoğrafları konuşuyor. Doğrusu, bu kadar keskin olmasa, mesajını iletmede daha mı başarılı olurdu diye düşünmeden duramıyorum.




Kampanya için basılı ilanların yanısıra bir de reklam filmi çalışılmış. Reklam filmi de, en az basılı ilanlar kadar keskin...



Benetton: Kampanyamıza duyduğumuz inancı tamamen koruyoruz...
Benetton, büyük yankı bulan ve pekçok kesimden tepki alan kampanyasıyla ilgili yazılı bir açıklama yayınlayarak, kampanyasına inancını koruduğunu belirtti. İşte, daha çok tartışılacağa benzeyen kampanyayla ilgili olarak markanın yaptığı açıklamanın metni:

''Verdiğimiz mesaja yürekten inandığımız için reklam kampanyamızı bu biçimde kurguladığımızı ifade etmek isteriz. Gayemiz kesinlikle birilerini …

Avuçlarımdaki kelebek...

Resim
"Avucunuzdaki kelebek" hikayesini, çoğunuz bilirsiniz... Beni çok etkileyen ve yaşama anlayışımı değiştiren hikayelerden biridir. Hikaye şöyle;

Zamanın birinde, çok akıllı iki kardeş yaşarmış. Etraftaki ve okuldaki bilgiler kendilerine yetmediğinden, annesi onları, bulundukları beldenin bilge adamına götürmüş.
Kardeşler, bilge adama pekçok sorular sormuşlar ve her defasında kendilerinin tatmin olduğu cevaplar almışlar. Bundan çok memnun olan kardeşler, bir müddet için bilgenin yanında kalıp daha çok şey öğrenmek için annelerinden izin istemişler ve bilge adamın yanında kalmışlar.
Bilge adama sordukları sorulara aldıkları cevaplara çok sevinen ve mutlu olan çocuklar bir süre sonra bu işten sıkılmaya başlamışlar. Bilgenin bilemeyeceği bir soru bulmamız lazım diye düşünmüşler.
Kardeşlerden biri, "Buldum!" demiş. "İki elimin arasına bir kelebek koyacağım ve bilge adama soracağım. Avucumun içinde bir kelebek var, canlı mı ölü mü? Ölü derse kelebeği bırakacağım, canlı d…

AvivaSA reklamı beni kışkırtıyor..:)

Resim
AvivaSA'nın son reklamını izlediniz mi? Müthiş eğlenceli, kıpır kıpır...:) Henüz izlemeyenler Medyaloji.net adresinden de izleyebilir. "Saç saç" isimli reklam filmindeki mesaj şu: Paranı saçma, AvivaSA ile biriktir...

Y&R Reklamevi'nin imzasını taşıyan reklamda kullanılan ironi çok başarılı. Ama, yaklaşık 35 saniyelik reklamın 30 saniyesinde sunulan eğlenceli hayatın, çok daha cazip göründüğünü söylemeliyim:) Reklama özel hazırlanan müzik de çok başarılı. Coşkuyla doluyor insanın içi.

Diyorum ki, acaba reklamveren bir sigorta şirketi değil de, bir kredi kartı markası olsa daha mı iyi olurdu? Yani, bu reklam bana para biriktirme değil, harcama hissi veriyor...:)


Mavi Tüy ve Richard Bach...

Resim
Amerikalı yazar Richard Bach'ın Martı'sını okumayan yoktur sanırım, çok da güzel bir kitaptır. Sürüden ayrılan ve kendi yolunu çizen Martı Jonathan'ın gözünden bakmak hayata, hepimize heyecan ve umut vermişti...

Aynı yazarın bir de Hipnozcu diye bir kitabı var. Kitapçıda görür görmez heyecanlanıp hemen almıştım ama Martı'nın lezzeti yoktu bu kitabında...

Mavi Tüy'ü ise arkadaşımın kütüphanesinde görüp, okumak için ödünç aldım. Bir solukta okunan, keyifli, düşündürücü, hoş bir hikaye... "Gönülsüz bir mesihin serüvenleri".

İşte o kitaptan, bazı alıntılar;
Yaşamının her olayı ve bütün insanları, sen onları oraya çektiğin için oradadırlar. Onlarla ne yapacağın sana kalmış bir şeydir.Bilgisizliğinin belirtisi adaletsizlik ve trajediye olan inancının derinliğidir. Tırtılın "dünyanın sonu" dediğine, usta "kelebek" der.Ayrılıklar seni umutsuzluğa düşürmesin. Bir daha buluşmak için bir elveda gereklidir. ve bir daha buluşmak, dakikalar ya da ömür…

Fatmagül'ün Suçu Ne dizisinde örnek duyarlılık...

Resim
Kanal D'de yayınlanan "Fatmagül'ün Suçu Ne?" dizisinin bu akşam yayınlanan bölümü, tecavüz mağduru kadınlara büyük cesaret ve umut veren sahneler ve diyaloglarla doluydu. Reyting kaygısından uzak durulmuş, dizinin temposu biraz düşürülmüş ama neredeyse belgesel kıvamında; öğretici, yol gösterici bir hikaye oluşturulmuştu.

Son günlerde medyada geniş yankı bulan N.Ç. olayına da gönderme yapıldı son bölümde. Bu denli güncel bir olayın senaryoya (hem de reyting malzemesi yapılmadan) taşınması, medya desteğine yapılan vurgu ve toplumsal bilincin uyandırılması çabasını takdirle izledim doğrusu.

13 yaşındayken 26 kişinin tecavüzüne uğrayan ve 8 yıldır devam eden Mardinli N.Ç.'nin davasındaki gelişmeler hepimizin yüreğini sıkıştırmış, adalet duygumuzu zedelemişti.

Senaryo olduğunu bilsek de, birilerinin iyi bir şeyler söylemesi, desteklemesi, umut vermesi yüreğimize su serpti.

Hem Kanal D'yi hem de dizinin yapımcılarını, tüm kalbimle alkışlıyorum.


Turkcell'in yeni logosu ve "paylaşma" kavramı...

Resim
Turkcell, logosunu değiştirdi. Eski logodan çok uzaklaşılmamış ama kesinlikle daha profesyonel görünen bir logo yaratmışlar. Ayrıca, antenler de durduğuna göre, selocanlar daha uzun yıllar hayatımızda olmaya devam edecek gibi görünüyor.

Turkcell'in yeni marka söylemi ise "Hayat paylaşınca güzel"... Logo değişikliğini yeni bir reklam kampanyası ile duyuran Turkcell'in "paylaşma" kavramı üzerine kurulu reklam filminin duygusal ritmi yüksek.

Ancak, reklam gereğinden fazla uzun, tam iki dakika. Bazı sahnelerde duygular çok güzel verilmiş, samimi, doğal... Ama bazı sahnelerde oyuncular çok yapmacık kalmış, soğuk, sahte...

Üstelik, reklamda logo değişikliğine dair hiçbir bilgi yok, sadece reklamın sonunda yeni logoyu görüyoruz.  Eminim pekçok insan, logonun değiştiğini fark etmemiştir bile.

Hala Türkiye'nin en pahalı operatörü olan Turkcell, bakalım sadece yüzünü yenilemekle mi yetinecek yoksa tarife ücretleriyle abonelerinin de yüzünü güldürecek mi?...


İstanbul Kitap Fuarı maceramız...

Çocukluğumdan beri en çok sevdiğim şeylerden biri kitapçı gezmektir. Kitapların arasında kendimi kaybeder, her bir kitabı karıştırırken bambaşka bir aleme dalarım... Hem dinlendiricidir hem de yorucu, tarif edilemeyen tuhaf bir duygu...

Kitap tutkum en büyük tatmini ise kitap fuarlarında yaşar. Yüzlerce yayınevinin yer aldığı fuarlarda gezmek ve alışveriş yapmak gibisi yoktur...
Eskiden Taksim Tepebaşı'nda olurdu fuar. Hani, TRT binasının hemen yanında... Şehrin merkezinde... Ne güzeldi o günler... Sonra ne olduysa, taşındı fuar alanı... Şehrin dışına... Eziyete döndü kitap fuarına gitmek de dönmek de...

Bugün soğuğa aldırmadık, üşenmedik, kitap aşkıyla çıktık yola... Gerçekten de yol öyle uzak ki, enerjimizin önemli bir kısmını yolda bıraktık:(

Neyse, sonunda fuar alanına vardık. Bir de ne görelim! Sanki kitap fuarına değil de, 23 Nisan kutlamalarının yapıldığı alana gelmişiz yanlışlıkla... Bir curcuna, bir gürültü, bir kalabalık... Okullar toplamış öğrencileri, getirmiş fuara...…

Toyota araçlarını geri çağırıyor! Yine mi?

Resim
Geçmişte, çeşitli teknik sorunlar nedeniyle geniş çaplı geri çağırmalar yapan Toyota, bu durumu aynı zamanda bir PR malzemesine dönüştürmüş, reklamlarında da kullanmış ve sonuç itibariyle güven zedeleme olasılığı yüksek bir krizi çok iyi yöneterek, süreci “güvenilir bir marka” olarak tamamlamıştı. Hatta bu yöntem öyle etkili olmuştu ki, geri çağırma uygulamasını BMW, Peugeot-Citroen, Kia, Fiat gibi firmalar da kullanmıştı.

Toyota ve beraberinde pek çok firma, şimdi araçlarını yeniden geri çağırıyor. Totoya, dünya çapında 550 bin aracı geri çağırdığını açıklamış, geri çağırma nedeni ise direksiyon kullanımını zorlaştıran sorunlar. BMW de 32 bin aracını geri çağırmış, sorunu ise araçların motorunda muhtemel bir yangın çıkması durumu olarak açıklamış.

Muhtemelen çok yakında, “müşteri memnuniyeti”, “güvenliğe verilen önem”, vb. mesajlarla hazırlanmış reklam kampanyaları da yayına girer. Medyada konuyla ilgili basın bültenleri sıkça yer bulmaya başlar. Köşe yazarları, bu şirketlerin hassas…

Bir tatlı pazardan geriye kalanlar...

Resim
Pusluydu İstanbul pazar günü, gözleri dolu doluydu... Bir ara ne güzel yağdı üzerimize değil mi yağmur, ince ince, yumuşacık...

Dün, İstanbul'un kıyılarında gezindik... Soğuğu içime çektim, bir de toprağın kokusunu... Mis gibiydi... Sonbaharın son demlerinde doğa çıldırmış gibiydi, tam bir renk şöleni sundu bize... Öyle coşkuluydu ki, bize susup izlemek düştü o müthiş gösterisini... Ve minnetle kabul ettik, bize verdiği hediyeyi...

Durusu, Karaburun, Yeniköy, yol bizi nereye götürdüyse, gezinip durduk... Bazen dağların binbir rengiyle büyülendik, bazen bir göletin önünde seyre daldık tatlı yansımaları, bazen denizin dalgalarında uzaklara akıp gitti yüreklerimiz... Size de, bu kareleri getirdim... Keyif almanız dileğiyle..:)






Bana aşık olmasından korkuyorum!?!...

Resim
Mavi'nin Kıvanç Tatlıtuğ'lu reklamını muhakkak izlemişsinizdir. Adam her reklamda bir rüzgar estiriyor. Önceki reklam filmlerinde "vay vay vay"ı dilimize düşürmüştü. Yeni kampanyada ise hapşıranlara "çok yaşa" değil, "çok sev" dedirtiyor, şimdiden hayatımıza yerleşti bu yeni trend:)

Kıvanç zaten yakışıklı, çekici; tek başına bile yeter reklamı izletmeye... Ama bir de "Mavi Amerikalı" Guisela Rhein diye çok güzel ve seksi bir hatun eşlik ediyor ona... Senaryo da başarılı, keyifle izletiyor... Ali Taran'ın imzasını taşıyan reklam, sokağın nabzını iyi tutmuş bence...

Ama bir detay var ki her izlediğimde rahatsız ediyor beni. "Bana aşık olmasından korkuyorum" diyor kız... Anlamsız değil mi? Yani insan birlikte olduğu adamla ne kadar mutlu olduğunu büyük bir coşkuyla anlatırken, "Bana aşık olmasından korkuyorum" der mi hiç? Ne zaman izlesem reklamı, o cümle söylendiğinde aynı tepkiyi verirken yakalıyorum kendimi: "…

İşin, aşkınsa eğer...

Resim
İşin aşkınsa eğer, sabahları yatağınla keyifle vedalaşırsın, gözün arkada kalmaz, yüzün asılmaz... Yeni bir güne başlamanın neşesi, seni bekleyen işlerin heyecanı vardır...

İşin aşkınsa eğer, mesai saatlerinin dışına çıkarak çalışıyor olmanın hiçbir yükü ve yükümlülüğü yoktur. Ne sana ağır gelir çalışmak ne de buna bir karşılık beklersin...

İşin aşkınsa eğer, gittiğin her yerde, gördüğün her şeyde, okuduğun her haberde bir esin kaynağı bulursun... Bir şimşek çakar aniden, bazen günlerdir peşinde koştuğun sorunun yanıtıdır karşında dikilen...  Bazen, yepyeni bir fikrin doğuşudur o ışık...

İşin aşkınsa eğer, her gece huzurla dalarsın uykuya, yüzünde yorgun ama tatlı bir gülümseyişle...

Bunları düşündükçe farkına varıyorum ki, dünyanın en şanslı insanlarından biriyim ben... Bugüne kadar yaptığım her işi bu denli tutkuyla, aşkla, coşkuyla yapabildiğim için..

Şans mıydı yoksa seçim mi, bilmiyorum ama iş hayatım aynı zamanda hobi alanım oldu...

Etrafımdaki mutsuz çalışanları gördükçe, her…

Sinpaş GYO'nun yeni reklamı

Resim
Sinpaş GYO'nun yeni reklam kampanyasını ben ilk kez dün akşam izledim... Reklamda Jose Mourinho oynuyormuş, ünlü biriymiş; sporla pek alakam olmayınca onu da tanıyamadım gerçi ama bilgiye ulaşmak artık çok kolay! Sordum, Google hemen söyledi:)

Real Madrid'in Teknik Direktörü'ymüş... Bu ay başında, Sinpaş GYO ile bir yıllık reklam anlaşması anlaşma imzalamış.

Kısa kısa, üç-dört tane reklam filmi dönüyor ekranda... İngilizce konuşuluyor, altyazıyla Türkçe'si veriliyor. Adamın ses tonu çok etkileyici, görüntüler de fena değil...

Ama Sinpaş'ın İngilizce bir reklamla kimi hedeflediğini bilemedim. Ayrıca,
Hedef kitle, Türkiye'de yaşayan yabancılar mı? Yoksa 'sadece yabancıların söylediğine inanırım' diyen Türkler mi?:)Yoksa sadece futbolseverler mi?Yoksa sadece İngilizce bilenler mi?:)
Bir de tabi, iş güven konusuna gelince de biraz düşündürücü;
Jose Mourinho, "güven benim için çok önemli, reklamda bile" diyor. İyi bir vurgu. "Bugüne kadar güvenm…

Sesimi duyan var mı?

Resim
Ne çok mesaj var, öyle değil mi, ne çok gürültü... Ne zor artık fark edilmek, sesini duyurmak, anlaşılmak...

Eskiden talep ederdik bilgiyi, peşinden koşardık... Radyoyu açar, duymaya çalışırdık dünyadaki gelişmeleri... Ezberlerdik radyodaki o sesin söylediği her şeyi...

Sonra televizyon geldi... Sihirli kutu... Küçücük bir köye dönüştü dünya... Sınırlarımız gittikçe genişledi... Başka hikayeler, başka hayatlar, başka kültürler, başka diller, başka insanlar... Haberler aldık, bazen de haber olduk... Günden güne büyüdü dünyalarımız... Sesler artmaya, görüntüler hızla geçmeye, bilgiler sel olup üstümüze akmaya başladı...

Günümüzde artık öyle çok ki iletişim mecraları, selde boğulmadan ayakta kalmanın yollarını arıyoruz... Gazeteler, dergiler, yüzlerce televizyon kanalı, radyolar, cep telefonları... Ve nihayet, dünyayı tamamen değiştiren internet..

Farkında mısınız, günde ne çok mesaja maruz kalıyoruz... Televizyonda, radyoda, internette, maillerimizde, gazetelerde, dergilerde, billboar…

Sen iyi ol...

Resim
Sen iyi ol sevdiğim...
İyi değilken sen, yüreğim sıkışır, nefes almak ağır gelir....
Issız olurum, karanlık olurum, yersiz-yurtsuz olurum, üşürüm...

Sen iyi ol dostum,
İyi değilken sen, beceremem ben dünyaya kafa tutmayı...
İçim titrer, bir serçe gibi ürkek, yalnız ve kimsesiz olurum...

Sen iyi ol yol arkadaşım,
Işığımsın; kaybederim yolumu, tökezlerim sensizlikte, düşerim...
Aynamsın; ışıltım kaybolur, solar renklerim, susar şarkılarım...

Sen iyi ol...
İyi ol ki, ışıldasın yüreğin....
Işılda ki, tutunup fenerine yolumu bulayım...



Pilli Bebek...

Resim
Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm filmini izlerken, gözlerimden sicim gibi yaşlar akıtan bir anı yazmayı unutmuşum... Behzat'ın kızının özlemiyle ve acısıyla kıvrandığı ve gerçeklik zeminini kaybettiği sahneler... Fonda, Pilli Bebek'in Duruyor Zaman şarkısı... Nasıl eridim o müzikle, yüreğimin içinde hissettim acısını... Müthişti... 

Sonra biraz araştırınca öğrendim ki, Behzat Ç.'nin dizisi için yapılmış bu şarkı ve 3 Nisan 2011'de yayınlanan bölümünde çalınmış... Bense, ilk kez sinemada dinledim... Pilli Bebek'i de bu şarkı sayesinde keşfettim... Adamlar gerçekten çok iyi müzikler yapıyor...

Sarı, sıcak, hüzünlü şehir...

Resim
Geçen sene bu zamanlar, keyifli bir ekiple gezdik Mardin'i... Kiliseleri, camileri, manastırları, taş binaları, farklı kültürleri, çeşit çeşit dinleri ve dilleri ile büyüleyici bir şehir...

Taşı konuşturan bu şehir, sessizce alıyor yüreğinizi avuçlarının içine... Dar sokaklarında yürürken, altın rengi taşlarla hayat verilmiş yapıları fısıldıyor kulağınıza, rengarenk hikayeler...

Yedi bin yıllık tarihinde defalarca savaşlar gören ve yağmalanan Mardin, pek çok dine ve medeniyete ev sahipliği yapmış... Belki de bu yüzden, bu denli çok yaşanmışlıkları olduğu için kokusu, rengi, havası bambaşka bu şehrin...

Tuhaf bir şekilde, sanki şehrin ruhuna uygun olarak, siz de suskunlaşıyorsunuz... Sadece taşların seslenişlerini dinliyor, sadece onların fısıltılarına kulak kesiliyorsunuz... Haydi, şimdi hep beraber şehirde kısa bir gezintiye çıkalım...