Kayıtlar

2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

KSS ile “kazan-kazan”

Ticari işletmelerin son yıllarda daha çok rağbet ettiği “kurumsal sosyal sorumluluk” projeleri, toplumsal ihtiyaçlara yanıtlar verirken, bir yandan da başarılı iletişim çalışmalarıyla, marka itibarını güçlendirmeye hizmet ediyor.

Ülkemizde de artık, başarıyla yürütülen proje örneklerine rastlamak mümkün. Şirketler, özellikle eğitim, çevre ve sağlık alanlarında önemli yatırımlar yapıyor. Sosyal sorumluluk projelerinin, markanın itibarını güçlendirdiğini ve rekabet gücünü artırdığını fark eden şirketler, bu projelerin iletişim çalışmalarına da daha çok önem vermeye başladı. Son birkaç yıldır, “kurumsal sosyal sorumluluk” projeleri için iletişim bütçesi ayıran ticari firma sayısında dikkat çekici bir artış var.

Türkiye’deki en iyi örnekler arasında ise; Kardelenler (Turkcell), Aile İçi Şiddete Son (Hürriyet), 81 İlde 81 Orman (İş Bankası), Karneni Göster Kitabını Al (İş Bankası), Baba Beni Okula Gönder (Milliyet), Aygaz Ev Kazalarına Karşı Uyarıyor (Aygaz), Farım da Açık Yolum da (Brisa)…

Reklamda yaratıcılığımız ne düzeyde?

Son zamanlardaki en popüler gündem konumuz, reklamlarda yaratıcılığın artması. Her gün yeni bir örneğini keyifle izliyoruz. Geçtiğimiz hafta Eurobest’te aldığımız ödüller, bu düşüncemizin hiç de yersiz olmadığının en son göstergesi.

Eskiden reklam kuşağı çıkar çıkmaz zaping yapılırken, reklamda artan kalite nedeniyle bugün artık, hiç de azımsanmayacak büyüklükte bir grup, reklam izlemekten keyif alıyor. Bu gruba ben de dahilim; hem değişen trendleri takip ediyor hem de eğleniyorum.

Ancak gözüme çarpan bazı örnekler var ki, reklam sektöründeki gelişmelerle örtüşmüyor. Sanmıyorum ki, reklama koca koca bütçeler ayıran bu markaların amacı, hedef kitlelerini kızdırmak olsun ama filmleri kime sorduysam benzer tepkiler aldım. Benim kendi çevremde yaptığım minik analiz bile pek çok ipucu verirken, reklama ciddi miktarda paralar ayıran bu markalar, acaba eleştirilere kulaklarını mı kapatıyor?

Oysa bu tepkileri görmek için internette kısa bir gezinti bile yeterli. Bildikleri başka şeyler var ki…

"Tosun" Turkcell, "Yabancı Damat" Vodafone mu?

Şahan Gökbakar'ın hayat verdiği ve Turkcell'in reklamlarında uzunca bir süre kullandığı Recep İvedik karakteri tarihe karıştı. Turkcell, Recep İvedik'ten vazgeçti ama Şahan Gökbakar ile yola devam ediyor. Ünlü komedyenin canlandırdığı yeni karakter ise İvedik'ten pek de uzak sayılmaz: Tosun!

Kimi bloglarda, Tosun tiplemesi Turkcell, Yabancı Damat ise Vodafone ile özdeşleştiriliyor. Ama reklamda gördüğümüz kadarıyla Yabancı Damat, Tosun'dan daha iyi çözümler üretiyor. Peki Turkcell, Vodafone'u daha iyi bir çözüm olarak konumlandırır mı? Kulağıma pek mantıklı gelmiyor...

www.medyaloji.net adresinde, Turkcell'in "Tosun ile Yabancı Damat" adlı yeni kampanyasının reklam filmlerini de izleyebilirsiniz.

Reklamın akıllısı, akıllı geçineni ve tacizcisi…

Başımızı çevirdiğimiz her yerde reklam!

Medyanın her mecrasında; metro durağında, tuvalette, otobüs tutamacında, eğlence mekanlarının aynalarında, tepenizdeki bir balonda, kaldırıma lazerle yansıtılan bir görüntüde, her gün kapınıza yığılan tomar tomar broşürde, gazete-dergi insert’lerinde…

Siz de, “sanki birileri sürekli ağzınızdan burnunuzdan, kulağınızdan reklam sokuşturuyor” duygusunu yaşıyor musunuz?

Ben yaşıyorum. Her 21.ci yüzyıl insanının da (artık tüketici diyorlar) aynı duygular içinde olduğu aşikâr. Araştırmalar, bu durumu ayan beyan ortaya koymuş durumda. İnsanlar artık reklam görmeyi, duymayı, algılamayı, bilinçli ya da bilinçsiz şekilde REDDEDİYORLAR…

Peki, bu durumda reklam verenler ve reklamcılar ne yapıyor?

Ürün ve hizmetlerini potansiyel tüketicilere anlatmak için çeşit çeşit yol deniyorlar. Bunların bazıları farklı, bazıları sempatik, bazıları ilgi çekici olmak suretiyle tüketiciye ulaşmayı beceriyor. En önemlisi sattırıyor. Biz buna “akıllı reklam” diyoruz.

Reklamı…

SMS’le reklam işkencesi…

Dıııttt dıııttttt… Dıııtt dıııttttt…
Sabahın köründe, bir toplantının tam ortasında, önemli bir telefon görüşmesinde, misafirlikte, yemek yerken, su içerken, gezerken, uyurken…

Dıııttt dıııııttt! Dıııttt dıııııııtttt!
Önemli bir şey herhalde, bırakıp işi gücü bakmalı telefona… Hay Allah, o da ne? GSM operatörüm yeni bir kampanya başlatmış, sağ olsun beni de haberdar ediyor…

Dıııtt dııııtttt! Bilmem hangi melodiyi indirmek için bilmem hangi numaraya mesaj gönderebilirmişim!

Dıııtt dııııtttt! Son günlerin en popüler oyununu istiyorsam, hemen indirebilirmişim!!

Bla bla bla bla…

En yakın arkadaşımdan, kardeşimden, sevgilimden, annemden babamdan, hepsinden çok o düşünüyor beni, en çok o seviyor; sevgili operatörüm! “Çok muhabbet tez ayrılık getirir” sözünden bihaber, e tabii teknolojiye ne gerek atasözleri… Üstelik iletişmiyoruz; bu aşk tek yönlü, istesem de yanıt veremem…

Günün her saati GSM operatörümden gelen mesaj yetmiyor, sezon başında-sonunda-ortasında çeşitli mağazalardan gelen, me…

Medya hayatımızı kurtarabilir mi?

Andy Warhol'un, sıradan insanların medya aracılığıyla meşhurlaştırılıp tüketilmesini eleştiren ünlü sözü, “Bir gün herkes 15 dakikalığına meşhur olacak”, günümüzde gerçekliğini çoktan sağlamış durumda…

Her kişi, konu ve olay, medyada haber olabilir; yoğun haber olması durumunda da meşhur hale gelebilir. Binlerce gazete, dergi, TV kanalı, haber sitesi, radyo kanalı; reytingi yüksek konu, olay ve kişilerin peşinde koşuyor. Pek yakında asıl şaşırtıcı olan, bu güne dek medyada yer almamış olmak olacak herhalde…

Pek çok örneğin açıkça gösterdiği gibi, mesele artık meşhur olmakta değil. Medya, reytingi olan her konuyu manşetlerine taşır, ekranlara çıkarır. Reyting aldığı sürece de bonkörlüğünü korur. Peki, ya sonra?

Medyanın ısrarlı takibiyle gelen başarı
Vicdanı olan herkesin büyük bir üzüntüyle karşıladığı Münevver Karabulut cinayetinde, zanlının yakalanması bir medya başarısı olarak gösteriliyor. Buna kısmen ben de katılıyorum. Medyanın bu cinayete olan yüksek ilgisi, belki cinayet za…

Medya takip sektöründe neler oluyor?

Günümüzde, yaygınlık ve etki anlamında, neredeyse birinci güç haline gelmiş olan medya, iletişimcilerin de en önemli çalışma alanı. Medyanın gücünden en iyi biçimde yararlanabilmek ise, medyayı tanımayı, iyi takip edebilmeyi ve doğru yorumlamayı gerektiriyor. Bir yandan sayıları günden güne artan geleneksel medya, diğer yandan hayatımızın içerisine iyice yerleşen sosyal medya… Büyük bir enerji, yüksek sirkülasyon, hız, yaygınlık, kontrolsüz bir güç…

Medya iletişimini etkin yönetmek ve hedeflenen yansımaları sağlamak kadar, kontrolsüz yayınlanan haberleri takip etmek ve gerekli önlemleri almak da çağdaş firmalar için zorunlu bir ihtiyaç.

Geçmişte olduğu gibi firmaların kendi imkanlarıyla medyayı takip etmesi ise artık imkansız. Dahası, büyük cesaret istiyor. Çünkü medya, bir firmanın zirveye taşınması için büyük fırsatlar doğururken, bir başka firmanın ise tarihin tozlu sayfaları arasında yer almasında önemli bir rol üstlenebiliyor.

Bu noktada, firmaların en önemli çözüm ortağı, medya …

PR’cılar ölçümleyememenin darboğazlı yollarını aşındırırken…

İletişim faaliyetlerinin bir ayağı var ki, günümüzün en büyük sancısı ve kuşkusuz en önemli ihtiyaçlarından biri; ölçümleme… Ölçümlemeyle ilgili tartışmalar, ihtiyacın önemiyle aynı paralellikte mi, bence irdelemeye değer bir soru bu…

“İyilik yap, denize at” demiş atalarımız. İletişim faaliyetlerine de aynı mütevazilikle bakmak mümkün mü, ensemizde rekabetin keskin kılıcı hazır beklerken… Ölçümlenemeyen iletişim faaliyetlerinin gerçekte bir katma değer oluşturmadığı, oluşturuyorsa da bunun gönül rahatlığıyla söylenemeyeceği açık.

Reklam faaliyetlerinin ölçümlenmesinde, -içerisinde çeşitli aksaklıklar taşımasına rağmen- yine de önemli yollar kat edilmiş durumda. Tartışmaları hiç bitmeyen reyting ölçümleri ve okur analizleri, sapma oranının yüksekliğine rağmen, fikir veriyor, yol gösteriyor. Bu ölçümlere, tüketicilere yönelik pazar araştırmalarının dahil edilmesiyle, değeri artış gösteriyor. Satışa oranlanmasıyla beraber, tüm bu veriler reklam kampanyalarının strateji değerlendirmelerin…