Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Söyleyecek yeni sözlerim olsun...

Resim
Geride bıraktığımız yıl, hem cenneti gördüm Tanrım hem cehennemi; ikisini de derin bir minnetle kabul ettim... İsyan etmedim hiç, dövüşmedim de hayatla... Öğrendim ki, başımıza ne geldiği değildi önemli olan, asıl mesele başımıza geleni nasıl karşıladığımızdı... Bu öğreti, her zaman dimdik ve güler yüzle ayakta tuttu beni... Teşekkür ederim...

Şimdi, yeni bir yıla ilk adımları atarken, diliyorum ki;
Umudum en değerli varlığımdır, beni eksik bırakma Tanrım...Aynı hataları yapmaktan koru; körleşen gözlerime ışık, sağırlaşan kulaklarıma fısıltı ol...Önyargıların, ayaklarıma pranga olmasına izin verme. Her seferinde yeniden ölçü alacak, değişimi dikkate alarak yeniden değerlendirecek gücüm ve isteğim olsun...Gözlerim, gönülleri görecek kadar keskin, kulaklarım söylenmeyenleri duyacak kadar hassas olsun... Gördüklerim ve duyduklarım, sadece iyiye ve doğruya dair olsun... Kötü sözden, hırslı gözden koru beni...Düşmanlıktan, kinden, hırstan, nefretten uzak tut yüreğimi...Heyecanlarım, yaşam k…

Hızla akıp gidiyor zaman...

Resim
Büyük şehirde yaşama biçimi hızla fast-food tarzına dönüşüyor. Hızlı ye, kısa sürelerde tüket her şeyi, bağlanma, kesik kesik ve hızlı anlat, dinlemeye vaktim yok kısa kes, acele  et, daha çabuk, geç kaldım, hızlı ol...

Yoruldunuz, değil mi?
Hem de nasıl uyuşturucu bir yorgunluk...

Öyle alıştık ki her şeyi hızlıca yaşamaya, unuttuk neredeyse sevdiklerimizin gözlerinin içine bakıp, söyleyemediklerini duymaya...

Aslında öyle yalnızlaştık ki, bu tuhaf yabancılaşma haliyle başa çıkabilmek için yeni bir hayat yarattık kendimize. Ailenin bir araya geldiği saatlerde, sohbete vakit yok. Kimi televizyondaki bir diziye kaptırır kendini, kimi bilgisayar başında sanal bir dünyada gidermeye çalışır yalnızlığını... Aynı evde, yabancılaşırız günden güne, en sevdiklerimize...

Aşklar da dostluklar da, kumdan kalelere dönüşüyor... Her yanılgıda biraz daha kalın duvarlar örülüyor, her seferinde biraz daha yalnızlaşıyor insan...

Seçenekler arttıkça seçim yapmak da bir o kadar güçleşiyor. Hep daha iyisini…

Ürün yerleştirme uygulamasını en çok kimler kullanıyor?

Resim
Medya planlama ve satınalma alanında Türkiye'nin ilk ajanslarından biri olan MediaCom Türkiye, TV kanallarında karşımıza çıkan ve zaman zaman bazı örneklerini burada sizlerle de paylaştığım ürün yerleştirme uygulamalarının Kasım ayı raporunu açıklamış. Raporda, dikkat çekici veriler var.

1 - 30 Kasım 2011 tarihleri arasında toplam 159 adet ürün yerleştirme uygulaması (gizli reklam) yapılmış. Gizli reklamı en çok tercih eden sektörler otomotiv, gıda ve ev temizliği sektörleri.Ürün yerleştirme uygulamasının en çok kullanıldığı TV kanalları ise sırasıyla TNT (68 uygulama), Kanal D (28 uygulama), TV8 (17 uygulama), Show TV (11 uygulama) ve Cnn Türk (10 uygulama)…

Çarkıfelek, ürün yerleştirme cennetiymiş meğer...
Markalar, ürün yerleştirme uygulaması için en çok yarışma programlarını, yerli dizileri ve yemek programlarını tercih etmiş.

Özellikle Çarkıfelek programına gösterilen yoğun ilgi, dikkate değer. Ben bu programı izlemediğim için gözden kaçırmışım. Meğer sadece Kasım ayında TNT&#…

Ürün yerleştirme uygulaması hafife alınmamalı...

Resim
Reklamverenin heyecanla beklediği ve bu yılın, reklam sektörü için bence en önemli gelişmesi olan Ürün Yerleştirme Uygulaması, yakından takip ettiğim konuların başında geliyor. Ürün yerleştirme, reklam kuşağında veya sanal/bant reklam yayınından çok daha büyük ve etkili bir güce sahip. Özellikle kurgusal ürün yerleştirme, hele bir de kullanılan yapım ile kan uyumu sağlandıysa, markaya müthiş bir geri dönüş sağlıyor.

Nisan ayında başlayan uygulamayı başarıyla kullanan marka sayısı ne yazık ki çok az. Hele ilk uygulamalar tam bir fiyaskoydu. Hatırlarsınız belki, Coca Cola'nın her yerde görüntülenen şişesi/kutusu vardı bir ara. Öyle zoraki duruyordu ki yapımın içinde, hayretle izliyordum.


Yaratıcılıkta en az Coca Cola kadar başarısız kalan bir diğer uygulama ise şimdilerde pek çok yapımda karşımıza çıkan, dış mekan görüntülerinde çeşitli panolarda kullanılan ürün yerleştirme uygulamaları. Muhtemelen, bu uygulama daha düşük maliyetli olduğu için tercih ediliyor ama ürün yerleştirmenin…

İstanbul'dan pazar sürprizi..:)

Resim
Bütün haftayı yağmurla geçiren ve hatta azcık da olsa karla kapatan İstanbul, bugün ise tatlı bir sürprizle selamladı İstanbulluları... Güneşli, pırıl pırıl, apaydınlık bir gün... Fotoğraflar bulutlu karelerden oluşuyor ama bu benim hatam, geç kaldım biraz...:)


Her haliyle güzel bir şehir... Her haliyle kendini sevdiren... Ne cilvesi biter ne nazı ama tatlı sürprizlerle hep ayakta tutar heyecanımızı..:)  

Görevimiz Tehlike 4

Resim
Dün akşam izledim Görevimiz Tehlike'nin dördüncü filmini. Yine baş döndürücü bir aksiyon filmi çıkmış ortaya.

İnanılmaz teknolojiler, müthiş stratejiler, olağanüstü yetenekler... Tom Cruise çok iyi bir oyuncu sahiden, filmi izletiyor. Yeni ekip de iyi...

Hem Moskova sahneleri çok güzeldi, bayılıyorum bu şehre... Sonra Dubai...

Ama başım dönüyor izlerken böyle filmleri, yoruluyorum. Bu tür filmler bana çok mekanik ve soğuk geliyor. Ben, daha gerçekçi ve duygusal hikayeler istiyorum... Hayatın içinden, insana dair...



Görevimiz Tehlike 4'te başarılı ürün yerleştirme örnekleri... İletişim ve pazarlama tarafından baktığımda ise filme bolca reklam giydirildiğini söyleyebilirim... Ülkemizde de çarpıcı örneklerini görmeye başladığımız ürün yerleştirme uygulaması, Görevimiz Tehlike - Hayalet Protokol filminde yoğun olarak kullanılmış.

Filme damgasını ise BMW markası vuruyor. Marka, BMW Vision EfficientDynamics modelini Tom Cruise'un eşliğinde tatlı tatlı tanıtıyor:)

Son model teknol…

Campaign Türkiye'nin referansları güçlü...

Reklam, medya ve pazarlama iletişimi sektörlerine büyük katkılar sağlayacağını düşündüğüm yepyeni bir dergi geliyor: Campaign Türkiye... Derginin tanıtım filminde ise sektörün önemli isimlerinden görüşler yer alıyor. Yani referanslar güçlü..:)

Türkiye'de 1 Ocak itibariyle piyasaya çıkacak olan Campaign dergisi, İngiltere'nin en büyük yayın grubu olan HAYMARKET tarafından İngiltere, Avrupa ve Amerika'da 1968 yılından beri yayınlanıyor.

Türkiye'de Lift Content Factory tarafından yayınlanacak Campaign Türkiye'nin kadrosunda güçlü isimler var. Derginin Genel Yayın Yönetmenliğini Tolga Tuna üstleniyor. Yazı İşleri Müdürü ise Marketing Türkiye'nin deneyimli ismi Burçin Tarhan.

Ülkemizde uzun zamandır başarıyla yayın yapmakta olan Marketing Türkiye, Mediacat, The Brand Age dergilerinin yanısıra www.medyaloji.net, Halkla İlişkiler Platformu'nun yayını olan www.halklailiskiler.com.tr ve yakın zamanda TÜHİD Başkanı Fügen Toksu'nun genel yayın yönetmenliğinde yayı…

Küçük bir çocuğun aklıma düşürdükleri…

Resim
Bu sabah işe gelirken hemen önümde, annesinin ellerini tutmuş 7-8 yaşlarında bir erkek çocuğu, kaptırmış kendini yüksek sesle bir şarkı söylüyordu: “Sigortalatmak başka ergolatmak başka, Ergo”. Bir yandan şarkı söylüyor diğer yandan da meraklı gözlerle çevresini izliyordu.

Sabahın erken saatlerinde, yüzüme bir tebessüm yerleştiren o küçük çocuk, aklıma ise reklam müziklerinin etki gücünü düşürdü. Sahiden, reklam müzikleri ne kadar önemli, değil mi? Hatta öyle ki, çok eskilerde izlediğimiz bir reklam, birden müziğiyle zihnimizde capcanlı belirir. Örneğin, “Adım Balerina Cif, temizlik beziniziiiimmm” ne komikti ama eğlenceliydi de ve kesinlikle akılda kalıcı… Sonra, şunları hatırladınız mı mesela? Billur Tuz, Billur Tuuzz, Billur Tuuuzzzz…Müjde müjde size Parizyen’den müjde size, zarif sağlam esnek çorap güzel çorap müjdeeeee...Akşama babacığım, unutma Ülker getiiirr...Mintax’la canım Mintax’la, Mintax’la canım Mintax’la...Goodyear, yuvama ulaştıııırr... Vernelleyin yumuşacık olsun Verne…

Hey! Bir müjdem var:)

2010 son günlerini sayarken, yeni yılın ilk müjdesini aldım ben...

Yüzüklerin Efendisi'nin öncesini konu alan ve yine Peter Jackson'ın yönettiği The Hobbit filminin ilk fragmanı bugün yayınlandı. İyi bir film izlemeyi özlemiştim doğrusu, haber çok heyecanlandırdı beni..:)

Filmin konusu ise şöyle; Bilbo Baggins sakin hayatını rutin bir şekilde sürdürürken kapısı çalınır ve içeriye Gandalf girer. Bilbo Baggins ve beraberinde 13 cüce, Ejderha Smaug’un zamanında cücelerden çaldığı hazineyi kurtarmak üzere uzun bir macera için ilk adımlarını atacaklardır.

Eh, bakalım yeni filmde neler olacak? Sabretmek, bazen ne kadar da zor, öyle değil mi?...


İzini kaybetmeden yaşamak...

Resim
Zaman, nasıl da hızla akıp gidiyor... Her şey öyle hızlı ki, ne kadar uğraşırsak uğraşalım, zamanın temposunu yakalamak mümkün değil.

Siz de sıkça bir şeylere çok geç kalmış gibi hissediyor musunuz? Zaman önde siz arkada, nefes nefese koşturup duruyor musunuz?...

Öyle hızla tüketiyoruz ki her şeyi, yaşamak amaç değil de araç sanki... İzliyorum dünyayı, sonra daha yakınlarımı, derken kendimi...

Nedir bu koşuşturmanın nedeni, neresi varacağımız yer, ne zaman yaşayacağız erteleyip veya şartlara bağlayıp durduğumuz hayatı? Sürekli stres altında, sürekli gergin, sürekli kaygılı...

Dostlarımızla konuşurken bile, ne kadar dar değil mi zaman? Anlatacaklarımızın telaşından, duymuyoruz bazen anlatmakta olduklarını... Zihinlerimiz öyle kalabalık ki...

Dahası, boş boş otururken bile yorgun, yoğun ve dağınık hissediyoruz. Odaklanmak, günden güne daha da büyük bir yeteneğe dönüşüyor. Sanki tüm düzen dikkati dağıtmak, insana kendini unutturmak üzerine kurulu. Öyle çok ki gürültü ve bilgi bombardıman…

Ufo'nun yeni reklamı gerilim yaratıyor...

Ufo'nun yeni reklamını izlediniz mi? Ufo Carbon Black isimli yeni bir ürünün reklamı bu. İsmini hatırlayamadım ama ekranların bilinen yüzlerinden biri olan oyuncu, ürünün özelliklerini uzun uzun anlatıyor. Reklam sıkça yayınlanıyor, muhakkak karşılaşırsınız.

Özelliği olan bir reklam değil aslında. Yeni ürünün ne kadar dayanıklı olduğunu vurgulamak istemişler. Ama bu vurgu, oyuncunun bakışlarına öyle bir yerleşmiş ki, her izlediğimde geriliyorum. Sanki birazdan bir ölüm emri imzalayacak, bir tuhaf bakışlar, aşırı vurgu nedeniyle yerinden sıçratan bir ses... Ben izlerken o ısıtıcı reklamını, üşüyorum resmen, yabancılaşıyorum...
Oysa eskiden esprili, sıcak, hoş reklamları olurdu Ufo markasının... Bu yeni bir strateji mi, nedir bilemedim ama doğrusu ben hiç sevmedim.
Bir de son zamanlarda iki GSM operatörünün reklam filmleri dikkatimi çekiyor.

Bunlardan biri Vodafone. Vodafone'un "nerelerde çekmediğini" dalga geçerek anlattığı reklam çok itici olmuş. Üstelik, artık hepim…

Hayata dair yanıtsız sorular…

Resim
Dünyanın bütün kelimelerini tüketsem de kendimi ifade edemeyeceğimi bilmenin çaresizliğidir gözlerimde parıldayan hüznün nedeni… Ne yapsam, ne etsem, ne desem; boş…

Hayat, nazlı bir sevgili gibi öylece akıp giderken önümden, durup gözlerinin içine mi bakmalı yoksa eğip başımı, usulca yanımdan geçmesine izin mi vermeli?
Akıntıya karşı yüzmenin adı cesaret midir yoksa korkaklık mı? Savaşmak mı daha zordur, kabullenmek mi?
Özgürlük nedir sahi? Hiçbir yere, hiç kimseye, hiçbir fikre ait olmamak mı yoksa her yere, herkese, her fikre koşulsuzca teslim olmak mı? 
Hayata karışmak mıdır aslolan yoksa ayrışmak mı?
Aklımda uçuşup duruyor daha yüzlerce soru… Yok bir doğru yanıtı, biliyorum…
Biliyor da, susturamıyorum…

Biraz durabilir misin?

Resim
Zaman, üstümüze üstümüze yürüyor sanki. Biz çoktan gerisine düştük de, o arkadan itekliyor bizi. Her şey ne kadar da hızlandı. Ne dost sohbetleri, ne aileye ayrılan zaman, ne yemeğin tadı, ne nefes almanın hazzı, hiçbiri yavaşlatamıyor bizi. Çoktan geç kalınmış randevularda, teslimi gecikmiş işlerde, asıl söyleneceklere sıra gelmeden zamanın son verdiği sohbetlerde kalıyor hep aklımız, kalbimiz... Hep eksik kaldığı için belki de, ne aç oluyoruz ne de tok... Öylece, arafta akıp gidiyor hayat...

En çok da kendimize uzak düşüyoruz. Biliyoruz bir şeylerin ters gittiğini, hissediyoruz da, durup anlamaya vaktimiz olmuyor hiç... Kendi sesimiz gittikçe uzaklaşıyor bizden.

Trevanian'ın Şibumi adlı kitabında "şibumi" kavramıyla tanıştığımda, içten içe bildiğim ama üzerinde hiç düşünmediğim bu konuya takıldı işte aklım.

Sahiden de, dinlenebiliyor muyuz? Arada bir, zihnimiz gidip uçsuz bucaksız bir çimenlikte, her şeyden ayrı ve her şeye ait olabiliyor; kurtulup tüm kaygılardan, kor…

Ürün yerleştirme uygulamalarında başarı artıyor...

Resim
Mesaj kirliliğinin çok arttığı dolayısıyla markaların tüketicilerine ulaşmakta artık daha da zorlandıkları günümüzde "ürün yerleştirme" uygulaması, reklamverene ilaç gibi geldi. Ülkemizde 1 Nisan itibariyle yürürlüğe giren Ürün Yerleştirme, marka ve ürünlerin tüketici ile iletişimini sağlamak ve bilinirliğini artırmak amacıyla televizyon yapımlarının senaryosuna yerleştirilmesi veya konumlandırılması işidir. Ürün yerleştirmeyi Gizli Reklam olarak da adlandırabiliriz.
Ürün yerleştirme, güçlü ve etkili bir pazarlama iletişimi tekniği ve markaların bu denli heyecan duyuyor olması çok doğal. Ancak Türkiye'deki ilk uygulamalar gerçekten kötü örneklerdi. Ürün ya senaryonun içine doğru bir şekilde yerleştirilmedi ya da kabak gibi ortaya konup sevimsiz hale getirildi. Hatırlarsınız belki, uygulamayı en çok Coca Cola kullanmıştı. Pek çok dizide, masalara Coca Cola kutuları yerleştirilmişti. 
Garanti Bankası bir ara hoş bir ürün yerleştirme uygulaması yapmıştı, sanırım Kanal D'…

Sonun lezzetli başlangıcı...

Resim
Yılın son ayının ilk günü... İnanılmaz değil mi? Zaman, su gibi hızlıca kayıp gidiyor avuçlarımızın arasından...

Aralık, biraz hüzünlü bir ay bence...
Vedalaşmayı hiç sevmeyen bana, ağır ve zor gelir...
Bilirim; vazgeçmek, elini bırakmak, peşinden ayrılmak zorunda olduğum alışkanlıklarım vardır...
Koşuşturmalı... Stresli... Hatta biraz endişeli... Çokça düşünceli...

Aralık, azcık yorgun ama coşkulu bir çalışma şevkiyle gelir kapıma.
Muhasebeci gibi, döküp tüm hesapları önüme, zararı-ziyanı hesaplar, kazançları toplar, borçları ödemeye çalışırım kendimce...
Yeni yıla, beyaz (hatta pembe) ve tertemiz bir defterle başlamaya niyetlenmek...
Yılın 11 ayında yapamadıklarımı, bu aya sığdırma çabası...

Coşkuludur, heyecanlıdır, sürprizlerle doludur Aralık...
Hüzünlüdür evet ama gözlerinde hep tatlı ve hınzır bir tebessüm saklıdır...
Yeni başlangıçlar kararı almak için en iyi gün Pazar, en uygun ay da Aralık olsa gerek:)
Koca bir yıl, bir film şeridi gibi geçip gider gözlerimin önünden...
Pişma…

İnternet gazetelerinin aklı biraz karışık...

Resim
İnternet yayıncılığı zor bir iş ve sektör hala kurallarını oluşturabilmiş değil... Orijinal haber üretiminin hala çok az olduğu internet medyasında maharet, ajansların dağıttığı haberleri en hızlı giren site olmakta galiba... Bu durumda, gündemden haberdar olmak için site site gezmeye hiç gerek yok. Hızlı hareket edebilen bir site, ihtiyacınızı kolaylıkla karşılayabilir.

Orijinal haber üretebilen yani haber yazabilen siteler ise, kopyalanma sorunundan muzdaripler. Çok da haklılar. Çünkü emek harcayarak hazırladıkları o özel haberi, yayına girdikten sadece birkaç dakika sonra, başka sitelerde de görebiliyorsunuz... İnternet muhabirlerinin en önemli başarı kriterlerinden biri de orijinal haberi hemen fark edip, hızlıca copy-paste yapabilmektir herhalde...

Hal böyle olunca, işini hakkıyla yapmak isteyen internet gazeteleri, önemli bir sorunla karşı karşıyalar. Özel haber yaptırmak için kurdukları ekip önemli bir maliyet anlamına geliyor. Ama bu ekibin yaptığı haberler öyle hızlı kopyalan…

Biliyor musun, hiç oyuncağım olmadı benim...

Resim
Çocukların, daha bebeklikten oyuncağa boğulduğu bugünü düşündüğümüzde, tuhaf tabii benim eksikliğim... Ne Barbie bebeklerim oldu benim ne bez bebeklerim... Ne legolarım oldu, ne yap-bozlarım... Ne atari oynadım ne de bilgisayarlardaki yüzlerce oyundan bir başkasını... Bir köy çocuğuyum ben... Dünyanın en şanslı çocuklarından biri...

Toprağa bulanarak, çamurdan oyuncaklar yaparak geçti benim çocukluğum... Oyuncağımın değerini, hayal gücüm belirlerdi; elbette ki, paha biçilemezdi... Ben hiç, "baba bana bu oyuncağı al" diye ağlamadım biliyor musun, hiç bir arkadaşımın oyuncağını kıskanmadım... Çamurdandı ne de olsa oyuncaklarımız; beğenmedik mi bozar yeniden yapardık...
Öyle çoktu ki oyun arkadaşlarım ve öyle çeşitliydi ki oyunlarımız!... Saklambaç, birdirbir, köşe kapmaca, uzun eşek, yakalamaç, körebe, sobe, seksek, ip yarışı, yakar top, ip atlamaca, istop, aç kapıyı bezirgan başı, evcilik... Odağında hep insanın olduğu, paylaşımın olduğu oyunlardı bunlar...
Ben hiç yalnız kal…

Geleceğin şirketlerinin en önemli özellikleri

Ekonomist dergisinin bu haftaki sayısında, "Türk iş dünyasının GELECEK 500'ü" başlıklı güzel bir yazı var. Yazı, Ekonomist ve Capital dergilerinin yayın direktörü M. Rauf Ateş'in "Yeni Nesil Şirket Yaratma Stratejileri - Gelecek 500" isimli kitabıyla ilgili.

Kitap; tamamen online gerçekleşen ve 278 CEO tarafından yanıtlanan bir anketin sonuçları üzerine yazılmış. Dergide de bu verilerin bir kısmına yer verilmiş.

Bilgiler oldukça dikkat çekici ve iş dünyasına önemli fikirler verebilecek nitelikte. Hatta biraz daha ileri götürüyorum; araştırma sonucunda ortaya çıkan tespitlerin önemli bir kısmı hayatımızı yönetirken de işimize yarayabilecek, yol gösterebilecek başlıklar...

Özellikle iki listeyi yakından incelemekte fayda görüyorum;

Geleceğin şirketlerinin en önemli özellikleri
(Sıralama, en önemliden en az önemliye doğru):
İnovasyonÇeviklik / HızGüçlü liderlikGloballeşmeKurumsal yönetimYetenek yönetimiYeni ürün / hizmet sunabilmeGirişimci ruhAdaptasyonEsnek yöne…

Hayal gücünü çalıştıran güzel bir klip...

Resim
Bu klip, Japon şarkıcı Shintaro Sakamot'un 16 Kasım'da yayınladığı ilk albümünün ilk klibi. Videoda, hat sanatı kullanılarak insanların yaratıklara nasıl dönüştürüldüğünü izliyoruz.

Müziği pek sevmedim ama klip izlenmeye değer. Hele bazı karelerde kullanılan hayal gücü, zihin açıcı nitelikte:)



Yeni normlar ve sosyal medya

Resim
TTNet'in Youtube'da bugün paylaştığı "Yeni Normlar - Sosyal Medya" isimli videosunda, sosyal medya kullanımıyla ilgili önemli bilgiler paylaşılmış, bir göz atmaya değer...



Veriler, çok çarpıcı değil mi? Facebook, Twitter, Linkedin, Youtube, Wikipedia gibi mecraların kullanımında ciddi artışlar var. Videoda yer verilmemiş ama Ekşisözlük, Dailymotion gibi paylaşım ağları da çok popüler.

Bir de tabi bloglarımız var..:) Doğrusu, ben blogları sosyal paylaşım ağlarının hepsinin dışında ve üstünde tutuyorum.


Benetton ve tartışmalı "Unhate" kampanyası

Resim
Çarpıcı ve tartışmalı reklam kampanyalarıyla bilinen Benetton markası, bir süredir devam eden sessizliğini, Unhate / Nefret Etme isimli kampanyasıyla sona erdirdi. Kampanya; her türlü nefrete karşı çıkmayı anlatıyor.

Ama bunun için öyle ilanlar çalışılmış ki, şimdi herkes bu fotoğrafları konuşuyor. Doğrusu, bu kadar keskin olmasa, mesajını iletmede daha mı başarılı olurdu diye düşünmeden duramıyorum.




Kampanya için basılı ilanların yanısıra bir de reklam filmi çalışılmış. Reklam filmi de, en az basılı ilanlar kadar keskin...



Benetton: Kampanyamıza duyduğumuz inancı tamamen koruyoruz...
Benetton, büyük yankı bulan ve pekçok kesimden tepki alan kampanyasıyla ilgili yazılı bir açıklama yayınlayarak, kampanyasına inancını koruduğunu belirtti. İşte, daha çok tartışılacağa benzeyen kampanyayla ilgili olarak markanın yaptığı açıklamanın metni:

''Verdiğimiz mesaja yürekten inandığımız için reklam kampanyamızı bu biçimde kurguladığımızı ifade etmek isteriz. Gayemiz kesinlikle birilerini …

Avuçlarımdaki kelebek...

Resim
"Avucunuzdaki kelebek" hikayesini, çoğunuz bilirsiniz... Beni çok etkileyen ve yaşama anlayışımı değiştiren hikayelerden biridir. Hikaye şöyle;

Zamanın birinde, çok akıllı iki kardeş yaşarmış. Etraftaki ve okuldaki bilgiler kendilerine yetmediğinden, annesi onları, bulundukları beldenin bilge adamına götürmüş.
Kardeşler, bilge adama pekçok sorular sormuşlar ve her defasında kendilerinin tatmin olduğu cevaplar almışlar. Bundan çok memnun olan kardeşler, bir müddet için bilgenin yanında kalıp daha çok şey öğrenmek için annelerinden izin istemişler ve bilge adamın yanında kalmışlar.
Bilge adama sordukları sorulara aldıkları cevaplara çok sevinen ve mutlu olan çocuklar bir süre sonra bu işten sıkılmaya başlamışlar. Bilgenin bilemeyeceği bir soru bulmamız lazım diye düşünmüşler.
Kardeşlerden biri, "Buldum!" demiş. "İki elimin arasına bir kelebek koyacağım ve bilge adama soracağım. Avucumun içinde bir kelebek var, canlı mı ölü mü? Ölü derse kelebeği bırakacağım, canlı d…

AvivaSA reklamı beni kışkırtıyor..:)

Resim
AvivaSA'nın son reklamını izlediniz mi? Müthiş eğlenceli, kıpır kıpır...:) Henüz izlemeyenler Medyaloji.net adresinden de izleyebilir. "Saç saç" isimli reklam filmindeki mesaj şu: Paranı saçma, AvivaSA ile biriktir...

Y&R Reklamevi'nin imzasını taşıyan reklamda kullanılan ironi çok başarılı. Ama, yaklaşık 35 saniyelik reklamın 30 saniyesinde sunulan eğlenceli hayatın, çok daha cazip göründüğünü söylemeliyim:) Reklama özel hazırlanan müzik de çok başarılı. Coşkuyla doluyor insanın içi.

Diyorum ki, acaba reklamveren bir sigorta şirketi değil de, bir kredi kartı markası olsa daha mı iyi olurdu? Yani, bu reklam bana para biriktirme değil, harcama hissi veriyor...:)


Mavi Tüy ve Richard Bach...

Resim
Amerikalı yazar Richard Bach'ın Martı'sını okumayan yoktur sanırım, çok da güzel bir kitaptır. Sürüden ayrılan ve kendi yolunu çizen Martı Jonathan'ın gözünden bakmak hayata, hepimize heyecan ve umut vermişti...

Aynı yazarın bir de Hipnozcu diye bir kitabı var. Kitapçıda görür görmez heyecanlanıp hemen almıştım ama Martı'nın lezzeti yoktu bu kitabında...

Mavi Tüy'ü ise arkadaşımın kütüphanesinde görüp, okumak için ödünç aldım. Bir solukta okunan, keyifli, düşündürücü, hoş bir hikaye... "Gönülsüz bir mesihin serüvenleri".

İşte o kitaptan, bazı alıntılar;
Yaşamının her olayı ve bütün insanları, sen onları oraya çektiğin için oradadırlar. Onlarla ne yapacağın sana kalmış bir şeydir.Bilgisizliğinin belirtisi adaletsizlik ve trajediye olan inancının derinliğidir. Tırtılın "dünyanın sonu" dediğine, usta "kelebek" der.Ayrılıklar seni umutsuzluğa düşürmesin. Bir daha buluşmak için bir elveda gereklidir. ve bir daha buluşmak, dakikalar ya da ömür…

Fatmagül'ün Suçu Ne dizisinde örnek duyarlılık...

Resim
Kanal D'de yayınlanan "Fatmagül'ün Suçu Ne?" dizisinin bu akşam yayınlanan bölümü, tecavüz mağduru kadınlara büyük cesaret ve umut veren sahneler ve diyaloglarla doluydu. Reyting kaygısından uzak durulmuş, dizinin temposu biraz düşürülmüş ama neredeyse belgesel kıvamında; öğretici, yol gösterici bir hikaye oluşturulmuştu.

Son günlerde medyada geniş yankı bulan N.Ç. olayına da gönderme yapıldı son bölümde. Bu denli güncel bir olayın senaryoya (hem de reyting malzemesi yapılmadan) taşınması, medya desteğine yapılan vurgu ve toplumsal bilincin uyandırılması çabasını takdirle izledim doğrusu.

13 yaşındayken 26 kişinin tecavüzüne uğrayan ve 8 yıldır devam eden Mardinli N.Ç.'nin davasındaki gelişmeler hepimizin yüreğini sıkıştırmış, adalet duygumuzu zedelemişti.

Senaryo olduğunu bilsek de, birilerinin iyi bir şeyler söylemesi, desteklemesi, umut vermesi yüreğimize su serpti.

Hem Kanal D'yi hem de dizinin yapımcılarını, tüm kalbimle alkışlıyorum.


Turkcell'in yeni logosu ve "paylaşma" kavramı...

Resim
Turkcell, logosunu değiştirdi. Eski logodan çok uzaklaşılmamış ama kesinlikle daha profesyonel görünen bir logo yaratmışlar. Ayrıca, antenler de durduğuna göre, selocanlar daha uzun yıllar hayatımızda olmaya devam edecek gibi görünüyor.

Turkcell'in yeni marka söylemi ise "Hayat paylaşınca güzel"... Logo değişikliğini yeni bir reklam kampanyası ile duyuran Turkcell'in "paylaşma" kavramı üzerine kurulu reklam filminin duygusal ritmi yüksek.

Ancak, reklam gereğinden fazla uzun, tam iki dakika. Bazı sahnelerde duygular çok güzel verilmiş, samimi, doğal... Ama bazı sahnelerde oyuncular çok yapmacık kalmış, soğuk, sahte...

Üstelik, reklamda logo değişikliğine dair hiçbir bilgi yok, sadece reklamın sonunda yeni logoyu görüyoruz.  Eminim pekçok insan, logonun değiştiğini fark etmemiştir bile.

Hala Türkiye'nin en pahalı operatörü olan Turkcell, bakalım sadece yüzünü yenilemekle mi yetinecek yoksa tarife ücretleriyle abonelerinin de yüzünü güldürecek mi?...


İstanbul Kitap Fuarı maceramız...

Çocukluğumdan beri en çok sevdiğim şeylerden biri kitapçı gezmektir. Kitapların arasında kendimi kaybeder, her bir kitabı karıştırırken bambaşka bir aleme dalarım... Hem dinlendiricidir hem de yorucu, tarif edilemeyen tuhaf bir duygu...

Kitap tutkum en büyük tatmini ise kitap fuarlarında yaşar. Yüzlerce yayınevinin yer aldığı fuarlarda gezmek ve alışveriş yapmak gibisi yoktur...
Eskiden Taksim Tepebaşı'nda olurdu fuar. Hani, TRT binasının hemen yanında... Şehrin merkezinde... Ne güzeldi o günler... Sonra ne olduysa, taşındı fuar alanı... Şehrin dışına... Eziyete döndü kitap fuarına gitmek de dönmek de...

Bugün soğuğa aldırmadık, üşenmedik, kitap aşkıyla çıktık yola... Gerçekten de yol öyle uzak ki, enerjimizin önemli bir kısmını yolda bıraktık:(

Neyse, sonunda fuar alanına vardık. Bir de ne görelim! Sanki kitap fuarına değil de, 23 Nisan kutlamalarının yapıldığı alana gelmişiz yanlışlıkla... Bir curcuna, bir gürültü, bir kalabalık... Okullar toplamış öğrencileri, getirmiş fuara...…

Toyota araçlarını geri çağırıyor! Yine mi?

Resim
Geçmişte, çeşitli teknik sorunlar nedeniyle geniş çaplı geri çağırmalar yapan Toyota, bu durumu aynı zamanda bir PR malzemesine dönüştürmüş, reklamlarında da kullanmış ve sonuç itibariyle güven zedeleme olasılığı yüksek bir krizi çok iyi yöneterek, süreci “güvenilir bir marka” olarak tamamlamıştı. Hatta bu yöntem öyle etkili olmuştu ki, geri çağırma uygulamasını BMW, Peugeot-Citroen, Kia, Fiat gibi firmalar da kullanmıştı.

Toyota ve beraberinde pek çok firma, şimdi araçlarını yeniden geri çağırıyor. Totoya, dünya çapında 550 bin aracı geri çağırdığını açıklamış, geri çağırma nedeni ise direksiyon kullanımını zorlaştıran sorunlar. BMW de 32 bin aracını geri çağırmış, sorunu ise araçların motorunda muhtemel bir yangın çıkması durumu olarak açıklamış.

Muhtemelen çok yakında, “müşteri memnuniyeti”, “güvenliğe verilen önem”, vb. mesajlarla hazırlanmış reklam kampanyaları da yayına girer. Medyada konuyla ilgili basın bültenleri sıkça yer bulmaya başlar. Köşe yazarları, bu şirketlerin hassas…

Bir tatlı pazardan geriye kalanlar...

Resim
Pusluydu İstanbul pazar günü, gözleri dolu doluydu... Bir ara ne güzel yağdı üzerimize değil mi yağmur, ince ince, yumuşacık...

Dün, İstanbul'un kıyılarında gezindik... Soğuğu içime çektim, bir de toprağın kokusunu... Mis gibiydi... Sonbaharın son demlerinde doğa çıldırmış gibiydi, tam bir renk şöleni sundu bize... Öyle coşkuluydu ki, bize susup izlemek düştü o müthiş gösterisini... Ve minnetle kabul ettik, bize verdiği hediyeyi...

Durusu, Karaburun, Yeniköy, yol bizi nereye götürdüyse, gezinip durduk... Bazen dağların binbir rengiyle büyülendik, bazen bir göletin önünde seyre daldık tatlı yansımaları, bazen denizin dalgalarında uzaklara akıp gitti yüreklerimiz... Size de, bu kareleri getirdim... Keyif almanız dileğiyle..:)