Kayıtlar

Kasım, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Teachtising ve Mr.Maana Ekonomist'te...

Teachtising: Teachtising ve Mr.Maana Ekonomist'te...: Bu haftaki Ekonomist dergisinde, pazarlama iletişiminin usta kalemi Fatoş Bozkuş'un köşesinde Teachtising ve Mr.Maana'yı anlattık.

James Bond Skyfall ve Xperia ion...

Resim
Ürün yerleştirme uygulaması, özel olarak ilgimi çeken bir reklam uygulaması. Başarılı uygulanması halinde, çok işe yaradığını düşünüyorum. Ama ne yazık ki Türkiye'de iyi örneklerine rastlamak pek mümkün olmadı.

Bugünlerde ise bir kampanya dikkatimi çekiyor; James Bond serisinin yeni filmi Skyfall'da Sony Xperia'nın ürün yerleştirmesi yapılmış. Aslında Sony Xperia'nın yeni akıllı telefonu Xperia ion'un lansman kampanyasının ilk adımı bu filmde atılmış.

Filmi henüz izlemedim ama kampanyanın diğer mecralardaki yansımalarına bakarak, çok akıllıca işlendiğini söyleyebilirim. Dün, Uludağ Sözlük'te reklamını gördüm: James Bond'un Seçimi! Sonra metrodaki  reklam alanlarında, bu sabah da Google'daki reklamını... Merak edip araştırdım biraz; sinema filmindeki ürün yerleştirme uygulaması geleneksel ve sosyal medyadaki reklamların yanı sıra saha aktiviteleri ile de desteklenmiş.

Başarılı Bir Saha Aktivitesi
Mesela Nişantaşı’nda bir gösteri gerçekleştirmişler. Abdi İ…

Bulut Atlası... Son Zamanların En İyi Filmi...

Resim
Vizyona girdiğinden beri gitmek için can attığım filmi, nihayet bu haftasonu izleme fırsatı buldum. Özellikle "Matrix" filmi ile nam salan Wachowski Kardeşler ile Tom Tykwer'in yönetmenliğini üstlendiği yeni sinema filmi Bulut Atlası'ndan bahsediyorum.

Afişlerindeki bu cümle zaten çok çarpıcı; "Geçmiş. Şimdi. Gelecek. Her şey birbiriyle bağlantılı.". Film boyunca da bu mesaj tekrarlanıyor. Mekan, zaman ayrı olsa da kader aynı. Kavradığımızın üzerinde, bambaşka bir dünya tasvir ediyor, şaşırtıyor, düşündürüyor hatta ürpertiyor... En çarpıcı mesajı ise "insanın insanla beslenmesi". Hükmetme hırsına, sömürüye ve bencilliğe işaret eden film, bunun tüm insanlığa nasıl acı ve yıkıcı sonuçlar getirdiğine vurgu yapıyor.

Üç ayrı zaman dilimini ve birbirinden farklı pek çok hikayeyi aynı anda anlatıyor olması nedeniyle biraz karmaşık, takibi ve anlaması zor ve de hatta biraz yorucu. Bazı oyuncuların, farklı zaman dilimlerinde farklı farklı rolleri canlandı…

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var

Resim
Bazı şiirler vardır, merhem gibidirler; tam da söylemek istediklerinizi, üstelik sizin asla beceremeyeceğiniz ustalıkta kağıda dökmüştür ya hani usta.
Şiir, sarıp sarmalar yaralarınızı, şefkatle okşar saçlarınızı, yüreğinizi ısıtır, umudunuza kanat olur...
Söyleyecek söz bulamaz, minnettinizi nasıl dile getirebileceğinizi bilemezsiniz hani.

İşte tam da o anda, hani Şibumi adlı romanda bahsedilen o tarifsiz an gibi, zaman ve mekandan sıyrılır büyülü bir enerjiye dönüşür ve şairin yüreğinde bir ışık gibi parıldarsınız.
O, o anda yüreğine tatlı bir tebessüm yerleştiren duygunun kimin minnet duasıyla geldiğini bilemese de, içten içe sezer kaynağını...

Veren de alan da mutlanır, işte o an böyle bir andır... Böyle bir şiirle can bulmuştur şibumi. Bende ve Ataol Behramoğlu ustada, tam şu anda olduğu gibi...

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülekten
Sen bitkin düşmelisin koklama…

Marka Bağımlılığı

Bugün, yeni bir örneğiyle karşılaşınca, bu örnek vaka üzerinde yeniden düşündüm. Bazı markaların müthiş pazarlama yeteneğinden. Çünkü bu gerçekten bir dehalık göstergesi.

Evet evet, giyim markalarından bahsediyorum. Hani eşek kadar logolarını kıyafetlerinin üstüne basan veya etiketi kıyafetin iç kısmına değil de dış kısmına diken markalar. Onları tebrik etmek gerek. Düşünsenize, o kıyafeti almak için bir sürü para veriyorsunuz, sonra da o markanın bedava (daha doğrusu üstüne para vererek) reklamını yapıyorsunuz.

Biliyoruz aslında bu insanların gönüllü reklam mecrasına dönüşmesinin nedenini. Markaların, insanların hangi zayıf yönünden nasiplendiği belli; literatüre "marka bağımlılığı" olarak geçen hastalık. Yani, o markayı giymenin ayrıcalık olduğuna, statü ve prestij göstergesi olduğuna inanan zihniyetten beslenen markalar. Bu markalar, insanları işte tam da bu zayıf noktalarından vuruyor. "Beni giy ve önemli biri ol!", "Beni giy ve güzel biri ol". Bu ned…