Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Orhan Pamuk ile Gecikilmiş Tanışma...

Resim
Neden bunca zamandır okumadım bilmiyorum ama Orhan Pamuk'un okuduğum ilk kitabı sevgili Baykuşgözüyle'nin önerisiyle Sessiz Ev oldu. Hatta kitabı da ondan ödünç almıştım:) Gerçekten çok beğendim romanı. Çok hayatın içinden, çok gerçek, çok acı, çok keşke'li... Kahramanlar o kadar gerçek ki, yolda karşılaşsanız hemen sohbete başlayabilirsiniz. Toplum baskısı, özentilik, aşk, para hırsı, acınası hale gelen kabul görme isteği, masumiyet, zorbalıkla elde edilmeye çalışılan itibar, asla affedilmeyen ve hep kanayan yaralar, hastalıklı ruhlar... Romanı okurken bir dünyaya giriyorsunuz ve sonra o dünya ile sizin dünyanızın kesişme noktasında şaşkın şaşkın hayatı sorguluyorsunuz. Teşekkür ederim Natali'm, güzel bir başlangıç oldu:-)


Yine Sabahattin Ali, Yine Boğazımda Bir Yumru... Sabahattin Ali'nin Kuyucaklı Yusuf'undan sonra sıra İçimizdeki Şeytan'a geldi. Sabahattin Ali, her kitabında yaptığı gibi yine beni kalbimden bir kıskaçla yakaladı, roman bitene kadar da sı…

Huzurlu Bir Cennet: Göcek

Resim
Muğla'nın Fethiye ilçesine bağlı bir cennet köşesi Göcek. Geçen hafta ruhumu dinlendirdiğim, yeşilinde gezindiğim, mavisinde kulaç attığım bir cennet... Kuş seslerine cırcır böceklerinin sesi karışan, doğanın eşsiz orkestrasıyla kulaklarıma bayram ettiren bir cennet... Birazcık mavisinden, birazcık yeşilinden, birazcık da fuşyasından getirdim size:-)


Göcek'in manzarası, sokakları, evleri, yolları çok güzel. Özellikle sabah saatlerinde bu yollarda bol bol yürüyüş yaptım. 












Kaldığımız villanın havuzu vardı ama ben havuz keyfini hep geceye bırakıp, kendimi bolca denizin tuzlu sularına bıraktım. Evet, biraz fazla tuzlu suyu ama beni hiç rahatsız etmedi... Bu fotoğraflarda Göcek'in Katrancı Koyu ve İnlice Koyu'nu görüyorsunuz...



Ve en çok İz Tuzu Plajı'nı beğendim. İz Tuzu, Dalyan beldesine bağlı eşsiz bir plaj. Tam 4,5 km uzunluğunda tertemiz ve sakin bir plaj, harika bir deniz, süper bir manzara. Plajın bir tarafı deniz, diğer tarafı tatlı su. Plajı baştan başa yürüdüm…

Efsanelerin Tadı Bir Başka...

Resim
Seviyorum efsaneleri... Anlatım dilini seviyorum... Mucizelerini seviyorum... Kahramanlıklarını seviyorum... İnsani yanlarını seviyorum...

Yaşar Kemal'in Üç Anadolu Efsanesi de yüreğime dokundu, çok sevdim. Köroğlu, Karacaoğlan ve Alageyik efsaneleri var kitapta. Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkmış kitap, D&R'da görünce, dayanamadım aldım hemen, iyi ki de almışım. Bir solukta okudum!:-)

Alageyik efsanesinin filmini de hatırlarsınız, Cüneyt Arkın (Halil) ve Mine Mutlu (Zeynep) başrollerdeydi.
Hatırlıyorum şimdi, yıllar önce filmini izlerken de aynı duyguları hissetmiştim: Alageyik avlama tutkusu aklını başından alan Halil'e karşı büyük bir öfke...

Ama köylünün Zeynep'e ve Halil'e sahip çıkışı, Karaca Ali'ye karşı duruşu insana umut veriyor, içini ısıtıyor...

Her üç efsaneyi de okurken fark ettim ki, kahramanları kahraman yapan şey, tutkuları aslında.

Beğensek de beğenmesek de, tutkularının peşinden gözü kara gidişleri etkiliyor bizleri.


YALNIZ SENİ ARIYORUM
Şi…

Kış Uykusu Mutlaka İzlenmeli

Resim
İtiraf ediyorum, Nuri Bilge Ceylan'ın filmlerini pek sevmem. Ama Kış Uykusu, ezberimi bozdu. Filmi gerçekten çok beğendim. Kış Uykusu'nu beraber izlediğimiz arkadaşımla saatlerce filmdeki karakterlerden bahsettik. Derin izler bırakan, hepimizden özellikler taşıyan karakterler. Nuri Bilge Ceylan, derin yalnızlığımıza ve çaresizliklerimize ayna tutmuş sadece ve bunu gerçekten çok iyi yapmış... Haluk Bilginer, Demet Akbağ, çok beğendiğim genç oyuncu Melisa Sözen ve Nejat İşler de rollerini o kadar iyi giyinmişler ki, keyif ve hayranlıkla izledim... Ha bir de, iç mekan dekorlarına bayıldım, çok çok güzel olmuş.
Henüz izlemeyenleri etkilememek adına filmde en çok nelerden etkilendiğimi yazmayacağım. Ama benim gibi, Nuri Bilge Ceylan filmlerine mesafeli iseniz, bunu kırın ve filmi mutlaka izleyin derim. Pişman olmayacağınızdan eminim...





Her Bir Kitap Ayrı Bir Dünya...

Resim
Uzun zamandır kendime pek vakit ayıramıyordum. İş-güç, koşturmaca, stres derken zihnim o kadar doluydu ki bir türlü kitap okuyamıyordum. Vakit ayıramıyordum demeyeceğim, çünkü biliyorum ki vakit elbette yaratılır, ama içimden gelmiyordu işte. Olur ya hani bazen, durursunuz öylece... Öyle oldu...

Neyse ki geçti ve şimdi yeniden aç bir kurt gibi kitapların dünyasına dalıverdim!:-) Ne çok özlemişim meğer okumayı...

Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'sını okumuştum. Karakterler öyle iyi tanımlanıyor ki, hikayenin içinde yaşıyor gibi oluyor insan. O derin hüznü, o ruhu kemiren pişmanlığı ta içinizde hissediyorsunuz...

İşte, geçen gün yine Sabahattin Ali'nin başka bir romanını bitirdim. Çok etkileyici bir hikayeydi. Çok da gerçekçi. Kuyucaklı Yusuf. Bu kitabını da çok beğendim. Ve de anladım ki, Sabahattin Ali'yi en çok, yarattığı gerçekçi karakterler nedeniyle seviyorum.

Yine geçen hafta Gabriel Garcia Marquez'in Benim Hüzünlü Oruspularım kitabını bitirdim. Güzeldi…

Utanıyorum...

Resim
Kara bir acı olarak çöktü yüreğimize Soma; göz göre göre, bağıra çağıra gelmiş bir felaketin yasını tutuyoruz şimdi. Kelimelerin yetersiz kaldığı ve de hatta anlamsız kaldığı zamanlar bunlar. Konuşmaktan utanıyorum. Konuşanları dinledikçe daha da utanıyorum. Oturduğumuz rahat evlerimizde, bu insanlık dışı kölelik düzenini, bu bastırılmışlığı, sefaleti, bu adaletsizliği izlerken, bir yumru oluyor boğazımızda Soma; yutamıyoruz...

Soma'daki işçiler bir insanlık dersi veriyorlar bize. Madenden sağ kurtulup, arkadaşlarını kurtarmak için gözünü kırpmadan yeniden o cehenneme dönen işçiler... "Beni bırakın onu alın abi, onun karısı hamile" diyen genç... "Çizmelerimi çıkarayım mı, sedye kirlenmesin" diyen yaralı madenci... Ve daha yüzlerce yürek burkan hikaye...


Soma bir de utandıran siyasetçileriyle zihinlerimize kazındı... Madenci yakınını tekmeleyen müşavir, yaralılara yardım etmek yerine izleyen takım elbiseli bürokratlar, yardım etmeye çalışırken elleri kelepçelene…

Bugün İstanbul'da Yağmur Var...

Resim
Bugün İstanbul'da yağmur var. Usul usul, telaşlı, ılık... Bugün İstanbul'da yağmur var. Bu yorgun ve umutsuz şehrin dudaklarını ıslatan hüzünlü bir yağmur...

Bugün içime içime yağıyor yağmur. Yüreğime... Gözlerimden süzülüp, yanaklarımdan yuvarlanıyor hızla, boynumu aşıp yüreğimde duruyor. Tuzlu, ılık... Merhem gibi... Bugün yüreğime yağmur yağıyor... Susuyorum... İçimde binlerce sahipsiz sözcük var. Başıboş, köksüz, yersiz yurtsuz...

Bugün yüreğime yağmur yağıyor... Fırtına değil; daha çok yaz yağmuru gibi... Dingin, yumuşacık, sanki okşarcasına yağıyor... Gözlerim uzaklarda bir noktaya kilitlenmiş... Kıpırtısız... Bedenim donuk... Ruhum, kaçtığı diyarlardan yorulmuş da evine dönmüş serseri bir gezgin... Gördükleri, duydukları, sezdikleri, sevdikleri, sevmedikleri, şaşırdıkları, minnet duydukları, kah umutlanıp kah ümitsizce karanlıklarda kayboldukları... Ruhum evine dönmüş huzurlu bir gezgin...

Bugün yüreğime yağmur yağıyor... Herşey, ağır çekimde yaşanıyor sanki... Yüzüme a…