Kayıtlar

2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Modern zamanlarda aşk...

Resim
Aşka hasretin büyüdüğü, üstüne ağıtlar yakıldığı bir zamanda yaşıyoruz. Hepimiz doyasıya sevmek, en çok da sevilmek istiyoruz. Buna rağmen, aşkın geldiği gibi hızla gidiyor olması, ilişkilerin bu denli kumdan kalelere dönüşmüş olması enteresan... Ne büyük, ne tutkulu, ne coşkulu aşklar; gözlerimizin önünde sönüp küle dönüyor.

Öğretilmiş hepimize bir ezber, okuyup duruyoruz; "aşkın ömrü 6 aydır", daha iyimserseniz "üç yıldır" hadi biraz daha zorlasak belki beş yıldır! Yapacak bişey yok, aşk bu; gelir, çarpar, sonra da gider işte! Doğaldır yani böylesi... 
Öyle, kimseye fazla bağlanmayacaksın! Taviz vermeyeceksin! Sana bir adım mı geldi, sen de en fazla bir adım gideceksin, hatta aslında öylece duracaksın, daha da olmadı biraz kaçacaksın. Bekle, o arasın seni; sen ağırdan al... Aman, çok sevdiğini belli etme sakın; kaçan kovalanır; unutma!... Falan filan...
Tüm bu hikayeler, stratejiler ve taktikler, kendimi bildim bileli anlamsız ve saçma gelmiştir bana. Çünkü gözle…

Zamanıdır! Kasımda Aşk Başkadır...

Resim
Hani şu ünlü film, hatırladınız mı? "Kasım'da Aşk Başkadır"!
İzleyen herkesin buruk bir tebessüm ile hatırladığı o güzel aşk filmi. Ha, henüz izlemediyseniz eğer, bu Kasım, muhakkak izleyin derim. İzlediyseniz, bir daha izleyin, pişman olmazsınız:-)

Kasım demişken aklıma düşüverdi işte, bence aşk her mevsimde güzeldir. Ve her mevsimde kalbimizi ısıtır. Ama belki de, soğuyan havalara inat, aşk daha bir tutkuludur sanki kış aylarında...

Hem nedendir bilmem, kış bana pek bi romantik gelir, hüzünlü hatta biraz yalnız, daha doğrusu içe dönük. Üretken ve daha yaratıcı hissederim kendimi kışın mesela... Daha çok okurum, daha çok film izlerim, dostlarla daha çok buluşurum. Severim kışı velhasıl:)


Yerçekimi Mutlaka İzlenmeli!

Resim
Evet evet! Mutlaka hem de!...

Yerçekimi (Gravity) filmi diyorum. Başrolde Sandra Bullock ve George Clooney var.

Çok enteresan bir duygusu var, uzayda heyecanlı bir gezi yaptırıyor film izleyicilere... Başarılı bir 3D olmuş... Bilim-kurgu sevenler özellikle izlemeli. Ki aslında ben pek sevmem bilim-kurgu ama bundan etkilendim.

Ben soluğumu tutarak izledim.

Bi de, iyi ki yerçekimi var dedim, toprağa ayak basmak gibisi yok!:)

İzleyenlerin görüşlerini merak ediyorum doğrusu...

Sevgiyle kalın:-)

Bazen durmak gerek...

Büyük şehir hayatı öyle kaos doludur ki, o gürültüden kalbimizin sesini duymaz oluruz bazen. Tökezler, yolu kaybederiz... O nedenledir ki, sıkça durup kendimizi dinlemek gerek. Çünkü, her birimiz gerçekte en derinde bilir; doğruyu da yanlışı da, haklıyı da haksızı da, günahı da sevabı da... Bugün yeniden durma zamanı... Durup kendimizi duyma zamanı...

Az önce, Taoizmin kurucusu kabul edilen Çinli filozof Lao Tsu'nun öğretilerini okudum yeniden... Her daim geçerli ölümsüz öğretilerini... Keyifle okumanızı dilerim...

Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp, tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir; karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar; çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve dah…

Güz lütfen hemen gitme!

Resim
Bahar, benim mevsimimdir... İster ilk bahar ister son bahar, fark etmez, bahar olsun yeter ki!
Eylül tatlı tatlı, ılık ılık akıyordu ne güzel...
Ekim'in ilk ise günü kış geldi:-(
Puuufffffffffff.... 
Güz, lütfen gitme, hemen gitme...



Başımda bulutlar...

İçimde minik bir kız çocuğu, çığlık çığlığa... Hani kötü bir rüya görürsün ya, kurtulmak ister boğazını parçalarcasına çığlıklar atarsın... Ve sonra dehşet içinde fark edersin ki sesin içinde hapis, uğraşın beyhudedir...

İçimde minik bir kız çocuğu, ürkek, şaşkın... İçimde minik bir kız çocuğu, kirpiklerinin ucunda asılı berrak yağmur damlaları... Yoksa göz yaşları mı... İçimde bir minik bir kız çocuğu, parlak göz bebeklerinde uçuşuyor cevapsız sorular...

İçimde minik bir kız çocuğu, çığlık çığlığa...

Nazara inanır mısın?

Merhaba,
Uzun bir sessizliğin ardından, yeniden burada olmak güzel!:) Merhaba! Merhabaaaa!!:))

Evet, başlıktaki soru diyorum; "nazara inanır mısın?"... Ne kadar uzundur değil mi, nazar inanışının geçmişi. Kem gözler, negatif enerji, hepimizin hayatında muhakkak bir esinti nedeni olmuştur. Nazara inanıyorum desem çok iddialı olur, inanmıyorum desem tam olarak doğru değil. Adı nedir bilmiyorum ama bazı insanların gözlerinin enerjimi düşürdüğünü, beni kötü etkilediğini bilirim.

Durup dururken nazar konusu nerden mi aklıma geldi? Aslında bu yarışma duyurusundan:)
Nazar boncuklu altın kolye ucu hediye ediyor. Bundan sebep aklıma düştü işte... Sen inanır mısın nazara? Nazara karşı korunmak için neler yaparsın?

Ben buralardayım:)

Sevgiler..

Blogger var, blogger var...

Resim
Blog benim için, içimizde birikenleri, aklımıza takılanları, gönlümüzü şenlendirenleri yazma platformu.
Yazdıkça güzelleştiğimiz, yazdıkça iyileştiğimiz, yazdıkça çoğaldığımız özel bir dünya.  Bazen bilgimizi, bazen duygumuzu paylaşırız.  Bizim gibi düşünen, hissedenleri duyar rahatlarız.  Farklı düşünen, hissedenleri dinler zenginleşiriz.  Blog dünyamız, renklendirir bizi, kanatlandırır, özgürleştirir...
Blog yazmak biraz cesaret istiyor bence; inandıklarını, düşündüklerini, hissettiklerini açıkça yazdığın, kalıplardan ve beklentilerden uzak, kendin olduğun bir özel dünya. Bu nedenle, çok severim blog yazmayı. Ve çok değerli bulurum bloggerları... Yazmaya her zaman fırsat bulamıyor olsam da, diğer blogları ve buralardaki gelişmeleri izlemeyi ihmal etmemeye özel özen gösteriyorum.
Ancak son zamanlarda, galiba biraz da işim gereği, dikkatimi çeken bir gelişme var ki, yazmasam kesinlikle eksik hissedecektim. Aslında, bu çok olağanüstü bir keşif değil, pek çoklarının dikkatini çektiğinde…

Bahar geldi, coşarım ki ben!

Resim
Bahara aşık bir insanım ben! İlkbahar ve sonbahar, yenilendiğim zamanlardır benim. Bilseniz nasıl kıpır kıpır olur yüreğim, nasıl keyiflenirim... Kitaplara sarılırım, zihnimde sürekli melodiler dolanır, şiirler gezinir dilimin ucunda, sevgi dolu kelimeler uçuşur... Hiçbir mekana sığamam ben baharda, gezmek isterim; doğayı duymak, çimenlere uzanmak, toprağın kokusunu, dalgaların sesini duymak... Bir deli hal gelir üzerime, gözbebeklerime yerleşir ışıltısı deliliğin, pek bir uçarı olurum, pek bir çocuklaşırım... Ben her bahar yeniden doğarım, yeniden aşık olurum, yeniden keşfederim dünyayı... Arınırım biriktirdiğim tüm yorgunluklardan, kaygılardan, dertlerden; ben her bahar bir çocuk kadar cesur, bir çocuk kadar kararlı, bir çocuk neşeli olurum! Oh be, iyi ki geldin, hoşgeldin bahar!:-)

Dışarda bahar...





Ve içerde bahar...




Bu da, elimden tutup beni gezmelere götüren çocuk ruhum!:-)))

Unutulur mu?

Resim
Bazı kayıplar vardır, öyle büyüktür ki yarattığı boşluk, çırpınıp durursunuz yerini doldurmak için... Nafile... En umutlu olduğunuz varlıklar bile, alıp o kaybın yerine koyduğunuzda tuhaf bir hafifliğe erişir, boşalır sanki içi...

Bazı sözler vardır, derin ve anlamlıdır, güçlüdür, inandırıcıdır... Heyecanlandırır sizi, umutlandırır, yeniden gülümsetir yüreğinizi... O sözlerin yarayı sarmak için değil, gözünüzü boyamak için kurnazca kurulduğunu gördüğünüzde, içiniz buruk, hayal kırıklığınız sessizliklerinden bin kat daha büyük olur...

Bazı anlar vardır, büyük bir anlama sahip... Üstünden değil 5 yıl, 5 bin yıl geçse de aklınıza düştüğü an bir fener gibi ışıldatır yüreğinizi... Sesleri cılız da olsa, bir yerlerde iyilik için, adalet için çırpınan yürekler olduğunu, yalnız olmadığınızı bilmenin huzuruyla doldurur yüreğinizi...

Bazı çaresizlikler vardır... Yarattığınız hiçbir çarenin, çare olamadığı çaresizlikler... Derdinizi anlatmak için yüzyıllarca aralıksız konuşabilecek kadar dolu olu…

Kaybettiğimiz sükunetin ağır yorgunluğu...

Resim
Şehir hayatının ışıltılı ve rengarenk büyüsü, aklımızı alsa da başımızdan, sunduğu olanaklar kendisini vazgeçilmez kılsa da, farkında mıyız acaba; verdiklerinin yanında aldıklarının...

Şehir, kutulara hapseder bizi. Dört duvarla çevrilir etrafımız. Kendi seslerimize komşularımızın sesleri karışır, sokağın sesleri, şehrin sesleri... 
Bazen bir karnaval gibi neşelidir şehrin sesleri, bazen bir tımarhanenin inlemelerine dönüşür, bazen bir hapishanenin bezgin ve umutsuz nefes alışlarına...
Öyle çoktur ki bu sesler, öyle gürültülüdür ki her yer, daha hiçbir şey yapmadan yorgun düşeriz...  
Tuhaf olan ise, o seslere bağımlı hale gelmemizdir. Kesilse bi şekilde veya azalsa, duymasak, -ki bu neredeyse imkansızdır- huzursuz olur, her yeri kontrol eder, aksak olanı bulmaya çalışırız. Aklımız türlü hikayeler üretir, içimizi derin bir yalnızlık duygusu doldurur, ürperir, kaygılarla dolar yüreğimiz...
Şehrin sesleri, gürültüye alıştırır, gürültüye bağımlı kılar bizi. Öyle ki, düşünce biçimimiz bile…

En sevgi dolu ayda Büyükada!:)

Resim
Ara sıra serpiştiren yağmur yıldırmadı bizi, bu pazar soluğu Büyükada'da aldık. Vapur yolculuğu, başlı başına bir keyif! Bana "Aslolan varış noktası değil, yolculuktur" dedirten, huzur dolu bir yolculuk...
Martılar, denizin kokusu, dalgaların sesi, adanın huzur dolu sesleri, hiçbir fotoğraf karesine sığmayan büyülü renkler!... Keşke, zihnime kaydettiklerimi aktarabilseydim size ancak elimde sadece bu kareler var, size de mutluluk vermesi dileğiyle..:)













Ordan şurdan burdan...

Resim
Zamanın nasıl akıp gittiğini gözlemleyemediğim, ipini tutamadığım, durup soluklanamadığım zamanlardayım...

Çok sevdiğim bir Kızılderili hikayesi vardır, sen de bilirsin muhakkak. Kızılderili ile beyaz adam, ata biner ve dörtnala giderler. Derken Kızılderili bir anda durur. Beyaz adam şaşırır ve sorar, neden bekliyoruz? Kızılderili yanıt verir, "çok hızlı gittik, ruhlarımız geride kaldı".

İşte, benim de ruhum gerilerde kaldı biraz, durup beklemeliyim onu, biliyorum... Biliyor da, duramıyorum... Kendimi özledim...

Neyse, güzel şeylerden bahsedesim var:) Bak, geçen gün ne yaptım biliyor musun? Yeter artık, iş-güç, düş yakamdan dedim; attım kendimi sinemaya! Aslında "Pi'nin Yaşamı"na niyetlenmiştik ama salon dolu olunca, "Hansel ve Gretel"e gidelim bari dedik. E fena da olmadı hani yani!:)

Düşünsene, çocukluğumuzun tatlı masalındaki çocuklar büyümüş ve yepyeni bir hikaye anlatmak istiyorlar bana! Durur muyum hiç, oturdum izledim işte... Biraz fazlaydı şidd…

Gitmeler düşlüyorum...

Resim
Hiç de zamanı değilken, yapacak yüzlerce iş varken üstelik, gitmeler düşlüyorum bu aralar. Ruhum gidip geliyor, kıvranıp duruyor, gidesim var... Adını bilmediğim yerlerde geziniyor ruhum, işte böyle bir yerlere kaçıp gidesim var...






Anna Karenina hayal kırıklığı oldu..

Resim
Uzun zamandır merakla vizyona girmesini beklediğim Lev Tolstoy'un ölümsüz eseri Anna Karenina, benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Düşünüyorum da, galiba bazı eserlere modern  uyarlama yasağı konmalı!

Not: Anna'nın kocası rolündeki Jude Law karakteri gerçekten etkileyiciydi. Neyse, sıradaki filmlere bakalım en iyisi:-)
"Yakın Takip" ve "Kıyamet Günü" filmlerini gözüme kestirdim. İzleyen var mı? Görüşleri merak ediyorum...