Güzel şeyler olsun...

Son günlerde ne çok acı haber duyar olduk... Aslında, dünyanın bir yerlerinde hep olur kötü şeyler de, yakınımıza taşınınca daha çok yanar canımız...

Günlerdir pekçok aileyi perişan eden, yüreklerine ömür boyu dinmeyecek bir acı bırakan şehit haberleri... Ne söylersek söyleyelim, acılarını gerçekten ve olduğu gibi hissetmemiz mümkün mü?... Hissettiğimiz, hissettiklerinin kimbilir yüzde kaçı... Çaresiz ve de bencilce (kendimize bile itiraf edemediğimiz bencilliğimiz ile) kendimizi (en azından şimdilik) şanslı hissediyor olmanın tuhaf ruh halindeyiz...

Ve daha dinmeden acı, şimdi bir yenisi... Van'daki deprem... Yüzlerce ölü..
Hepimizin korkulu rüyası orada gerçek oldu ne yazık ki... Felaketi ve acıyı izliyoruz gazetelerde, televizyonlarda... Bir perdenin gerisinde... Bizden uzakta... Ama soluğu ensemizde aynı zamanda... Hem içindeyiz acının kıvranarak; hem dışındayız, izleyicisi...

Bunlar kötü hikayeler... Aciz ve zavallı hissettiğimiz hikayeler... Çaresizlik, kalbimizi de zihnimizi de zorluyor, sıkıştırıyor... Hızla unutacağız bu acıları... Unutmak zorundayız... Devam edebilmek için... Umut edebilmek için... Yaşayabilmek için...

Ama bir yol daha var... Unutmamak... Hep canlı tutmak acıyı... Ve çare aramak... Çözüm üretmek... Çözüm üretilmesi için baskı yaratmak... Geleceğin bekçisi olmak... "Böyle gelmiş, böyle gider" demeden, değişim istemek, değişim için çalışmak, değişim için yaşamak...

Farkındasınız değil mi? Medya, öyle hızlı değiştiriyor ki gündemi, öyle çabuk unutturuyor ki gerçekleri... Sanki biri bir düğmeye basıyor ve birdenbire değişiyor gündem. Ne terör, ne deprem, ne gerilen ilişkiler... Derin bir sessizlik oluşuyor... Hiç olmadık bir gündem yaratılıyor... Odağımız değişiyor...

Mesela bu deprem, ne kadar kalacak gündemimizde dersiniz? Bir hafta mı, 15 gün mü?
Sonra azalarak devam edecek haberler...
Gün gelecek, deprem uzak ve eski bir hikaye olacak.
Unutacağız...
Çözümler üretilmesi, önlemler alınması gerektiğini, unutacağız...
Birgün, doğa bize yeni bir acıyla hatırlatana kadar...
Susacağız...

Buna izin vermemek... Gerçek gündemi hep canlı tutmak... Uyanık ve diri kalmak... Zor, biliyorum... Çok zor hem de...
Üzerimize ölü toprağı serpiştirilmiş gibi...
Uyanır gibi olduğumuzda, bir hap verip uyutuyorlar sanki...
Oyuncu olmak isteyen ama cesareti olmayan izleyicileriz biz...
Sessizce gömülüyoruz koltuklarımıza...


Yorumlar

  1. Pazar günü akşama kadar yeni taşındığım evin temizliğiyle uğraştım sonra telefona bi mesaj geldi barodan, adliyede yardım masası falan, anlamadım önce hemen tvyi açtım ve şok oldum, zaten şehit haberlerinden telef olmuştum, sonra bir de bu, bişeyler yapmam lazımdı, kalktım ağlaya ağlaya kullanmadığımız ne kadar kazak kaban varsa topladım bugün de teslim ettim. Allahım beterinden saklasın, Van'daki vatandaşlarımızın yardımcısı olsun. Çok üzgünüm...

    YanıtlaSil
  2. Korkuyorum, korkuyorum televizyonu acmaya korkuyorum :( bu sefer gundemde ne aciyla karsilacagim diye korkuyorum.Her gun televizyona bakarak aglamak yerine yuzumun gulmesine hasretim.

    Ya oradaki bu aciyla yuzlesen insanlarimiz adina onlarin acisini bazen hiseder gibiyim. Yeter artik sehitlerimiz olmesin, Turkiyenin hangi diyarinda olursa olsun hangi dili konusuyorsa konussun ben insanlarimizin vatandaslarimizin aci cekmesine yeter diyorum.

    Gundemde guzel seyler gormek dilegi ile, sevgilerimle

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gerçeğe Çağrı! İyi bir aksiyon filmi...

Harika bir aksiyon filmi...

Çünkü sana değdiğinden beri ellerim, bütün kış dallarımda tomurcuklar var...