Geç Kalan Aşk Mektubu...

Aşk bu denli "pop" hale getirilmiş, bu denli hızlı tüketilen bir duyguya dönüştürülmüşken, ben inatla -artık nadir bulunan- güçlü ve zorlu aşk hikayelerine tutunuyorum. Aşka sahip çıkmalıyız çünkü...

Ama ben üç günde sönen yangınlardan değil, bir ömür yüreğimizi sıcak tutan sevdalardan bahsediyorum.

Hani emek harcanan, eli bırakılmayan, beslenen aşklardan...

Hani sırtını dönmeyen, egoların baskısıyla duvarlar ardına gizlenmeyen aşklardan...

Hani insanı olduğundan daha iyi bir insan haline dönüştüren aşklardan...

İşte bu nedenledir ki, ne zaman okusam bu mektupları yüreğim sızlar, bu yarım kalmışlık acıtır içimi, her seferinde ağlatır...



Geç Kalan Aşk Mektubu / Can Dündar

Hrant " Ey sevgilim " diye seslenmişti kendisine... O, " Ah sevgilim " diye cevap verdi. " Gözlerim yorulanda..." diye vasiyet etmişti Hrant... " Gözleri daha yorulmadan kanat açtırdılar göksel cennete..." dedi Rakel... " Bedelin pahalıydı " diye yazmıştı Hrant... " Bana da ağır oldu bedeli sevgilim " diye yanıtladı Rakel...
O korkunç saldırıdan önceki hafta, evde eski anıları deşmişler Rakel ile Hrant Dink... Tanıştıkları yetimhane yıllarına gitmişler. 

Eski fotoğrafları, mektupları ortaya dökmüşler; okumuş, gülüşmüşler. Okudukları arasında Hrant’ın 2001’de, Hürriyet’in 14 Şubat Sevgililer Günü eki için yazdığı aşk mektubu da varmış. Başlığı: “ Bedelin pahalıydı, ödedim. ” Mektubu bir kez daha okumuşlar. 

Sitem etmiş Hrant: “ Bak ben sana neler yazmışım. Sen bana hiç aşk mektubu yazmadın. ”

Rakel gülmüş: “ Niye mektup yazayım ki; hep yanındaydım senin; diyeceğimi sana söyledim. ”
Hrant bir hafta sonra ebediyen ayrıldı yanından Rakel’in... Rakel, acılar içinde kıvranırken, kalemi aldı eline, eşine hayattayken yazamadığı o mektubu yazdı.
Hrant “ Ey sevgilim ” diye seslenmişti kendisine... O, “ Ah sevgilim ” diye cevap verdi.

“ Gözlerim yorulanda...” diye vasiyet etmişti Hrant... “ Gözleri daha yorulmadan kanat açtırdılar göksel cennete...” diye yazdı Rakel... 

“ Bedelin pahalıyd ı” diye yazmıştı Hrant... Rakel, gözü yaşlı on binlerin önünde okuduğu bu gecikmiş aşk mektubunda yanıtladı onu: “ Ben de sana yazdım aşk mektubunu sevgilim. Bana da ağır oldu bedeli sevgilim.” 

Hrant Dink 'in Mektubu...

Ey Sevgilim

Ey sevgilim, ey birtanem, ey ‘ben’tanem! 

Aç gözlerimi hadi... 

Ve anımsa. 

Günlük ezberimizin bozulduğu, sıradan söylemlerimizin kekeleştiği ilk göz sevişmelerimizi anımsa. 

Sınırlanmış yaşantımızı ilk yırtışımızı... 

Dayatılanlara, sunulanlara yenik düşmüş bakışlarımızın ilk dirilişini, direnişini... 

Tarih yaratıyordu artık o gözler... Anımsa. 

Yüklüydük, gayrı insani yüklerin en ağırıyla... 

Aşk bu, kolay mı öyle kapıp da kaçmak? Kolay mı öyle tarih yaratıp da zamanın insafına terketmek? 

Sırtlayıp taşınması gerekirdi geleceğe... Beslenmesi gerekirdi. 

Azalmanın değil çoğalmanın hücresiydi sırtladığımız... Bütün hallerimizin çekirdeğiydi. 

Artık silahımız da oydu... Atom bombamız da. 

Nice acılı ve zalim çalkantıların arasından hep onun sayesinde sıyrılacaktık. 

Onu kaybetmemeliydik. O bizim tarihte ilk kurtarılacak ve hep kurtarılacak üretim aracımızdı. 

Zamanla hesaplaşmamızda, didişmemizde, cebelleşmemizde tek kalemizdi. “Büyük dünya”ya karşı verdiğimiz mücadelede “ Küçük dünyamız ” dı, savunma alanımızdı, sığınağımızdı. 

Ey sevgilim, ey aşkım! 

Sen var ya sen, hep uğruna mücadele ettiğim barıştın, huzurdun. 

Farklı olma hakkımın, eşit yaşama arzumun ve özgürlük sevdamın köküydün. 

Sen benim sonradan kazandığım sosyal bir hak değil, insan olma temelimdin. Ta kendimdin, halimdin. 

Sakındığımdın. Ödediğim bedellerin nimetiydin. 

Hep yaşadığım ama hiç erişemediğimdin. 

Sevgilim!

İnan ben seni onursuz hiçbir sevdayla aldatmadım. 

Bedelin pahalıydı, ödedim... Ödeyeceğim. 

Ve günün birinde sevgilim, gözlerim yorulanda... 

Çağır çocukları yanına. 

Aç gözlerimi son bir kez. 

Onlara bebeklerimi göster ve de ki: 

“ Sizin babanız beni işte bunlarla sevdi. ” 


...ve Rakel Dink'in Mektubu.

Ah Sevgilim!

Çutağıma eş olmak bana verildi. Bugün çok acılı ve onurlu olarak buradayım. Ben, çocuklarım, ailem ve sizler, çok acılıyız. Bu sessiz sevgi biraz olsun bize güç katıyor, kederli bir sevinç yaşatıyor. İncil’den Yuhanna 15:13’te “ Hiç kimsede, insanın dostları uğruna canını vermesinden daha büyük bir sevgi yoktu r” der.

Sevgili dostlar, bugün bedenimin yarısını, sevgilimi, çocuklarımın babasını, ailemizin büyüğünü, sizin kardeşinizi uğurluyoruz. Sağdakine, soldakine, öndekine, arkadakine rahatsızlık, saygısızlık vermeden, sloganlar atmadan, pankartlar açmadan, sessiz bir saygı yürüyüşü gerçekleştiriyoruz. Bugün sessizlikle büyük bir ses yükselteceğiz. Bugün derinliklerin ışığa yükseldiği günün başlangıcıdır. 

Yaşı kaç olursa olsun, 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim.

Kardeşlerim, onun doğruluğa olan sevgisi, şefaflığa olan sevgisi, dostuna olan sevgisi onu buraya getirdi. Korkuya meydan okuyan sevgisi onu büyüttü. Diyorlar ki “O büyük bir adamdı”. Size sorarım, o büyük mü doğdu? Hayır. O da bizim gibi doğdu. O gökten değildi, o da topraktandı. Bizim gibi çürüyen bir beden, fakat yaşayan ruhu, yaptığı iş, kullandığı üslup, gözlerindeki, yüreğindeki sevgi onu büyük yaptı.

İnsan kendiliğinden büyük olmaz. İnsanı yaptıkları büyük yapar. Evet, o büyük oldu. Çünkü büyük düşündü, büyük söyledi. Bugün buraya gelerek hepiniz büyük düşündünüz, sessizce büyük konuştunuz. Siz de büyüksünüz. Bugünle kalmayın, bu kadarla yetinmeyin.

O bugün Türkiye’de milat yaptı. Sizler de mührü oldunuz. Onunla manşetler, onunla konuşmalar, onunla yasaklar değişti. Onun için dokunulmazlar veya tabular yoktu. Kelamda dediği gibi yüreğinden taştı. Büyük bir bedel ödedi.

Bedellerin ödendiği gelecekler Hrantları severek, Hrantlara inanarak olur. Nefretle, hakaretle, kanı kandan üstün tutarak olmaz. Bu yükseliş karşısındakini kendin gibi görerek, kendin gibi sayarak olur.

Ah kardeşler, Hisus’un yardımıyla ev cennetinden ayırdılar. Göksel ve ebedi cennete kanat açtırdılar. Gözleri daha yorulmadan, bedeni daha yaşlanmadan, daha hasta olmadan, sevdiklerine doymadan kanat açtırdılar göksel cennete. Biz de geleceğiz sevgilim. Biz de geleceğiz o eşsiz cennete. Oraya yalnız ve yalnız sevgi girer. İnsanların ve meleklerin dillerinden üstün olan, peygamberlikten üstün olan, bütün sırları bilmekten üstün olan, dağları yerinden oynatacak imandan üstün olan, varını yoğunu sadaka vermekten üstün olan, bedenini yakılmaya teslim etmekten üstün olan, yalnız ve yalnız sevgi girecek o cennete.

Orada gerçek sevgi ile bir arada ebedice yaşayacağız. Kimseyi kıskanmayan sevgi, kimsenin malında gözü olmayan sevgi, kimseyi öldürmeyen, kimseyi aşağılamayan sevgi, kardeşini kendinden üstün tutan sevgi, kendi hakkından vazgeçen sevgi, kin tutmayan sevgi, bağışlayan sevgi, kardeşinin hakkını savunan sevgi, Mesih’te bulunan 

sevgi, bize dökülmüş olan sevgi.

Yaptıklarını, konuştuklarını kim unutabilir sevgilim? Hangi karanlık unutturabilir sevgilim? Olmuşları, olanları kim unutturabilir? Korku unutturabilir mi sevgilim? Yaşam mı? Zulüm mü? Dünyanın zevkü sefası mı sevgilim? Yoksa ölüm mü unutturacak sevgilim? Hayır, hiçbir karanlık unutturamaz. 

Ben de sana yazdım aşk mektubunu sevgilim. Bana da ağır oldu bedeli sevgilim. Bunları yazabilmeyi Hisus’a borçluyum sevgilim. Herkesin hakkını herkese geri verelim sevgilim.

Sevdiklerinden ayrıldın, çocuklarından, torunlarından ayrıldın, burada seni uğurlayanlardan ayrıldın. Kucağımdan ayrıldın. Ülkenden ayrılmadın sevgilim. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gerçeğe Çağrı! İyi bir aksiyon filmi...

Harika bir aksiyon filmi...

Farkında ve mutlu bir yaşam için…